|
160. muhammet busun - 2008-08-12 19:44:09 |
Sözün Bittiği Yer
Taha Kurutlu
--------------------------------------------------------------------------------
11 Ağustos 2008
--------------------------------------------------------------------------------
Kayıp Medeniyet–1
BİLİM TARİHİ YENİDEN YAZILMALI
“Ey yolcu, uyan! Yoksa çıkarsın ki sabaha;
Bir kupkuru çöl var, ne ışık var; ne de vaha.”
Cihan imparatorluğu Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan sebepler, bugün dünya arenasında hala “Büyük Türkiye” olamayışımıza neden olan sebeplerle aynıdır. Ancak klasik sebeplerden ziyade temel sebep, içinde bulunduğumuz “Bilgi çağında” bile hala bilim tarihimizi ve siyasi tarihimizi bilmememizden kaynaklanır. Bilimin inanılmaz önem kazandığı, dünyanın “küçük bir köy” haline geldiği günümüzde, bilime yönelmek, bilimi desteklemek en sağlıklı düşünce ve modern çağın gereğidir. Bilimin her alanında ilerleme kaydetmesi gereken bizler maalesef bilim tarihimizden ve çağını aşan bilim adamlarımızdan habersiz durumdayız.
Gücü ve teknolojiyi ellerinde bulunduran ve bu gücü, nükleer hedefler ve ideoloji kavgası için kullanan devletler (başta Amerika) bilimin sadece kendi tekellerinde olduğunu dünyaya ispat yarışına giriştiler. Hâlbuki bu devletlerin bilim anlayışı sözgelimi “ırkçı bir bilimsel anlayış”tır. Yani bu milletler medeniyeti ve bilimi kendilerine mal etmek derdine düşmüşlerdir. Oysaki bilim bütün bir insanlığın ortak mirasıdır, alın teridir. Yüzyıllardır insanlık her alanda kademe kademe ilerleme göstermiştir, maalesef birileri bu mirasın üzerine konarak tarihin gerçek kahramanlarını unutturmak gayretindedir. Bu açıdan bilimin sadece belli alanlarda geliştiğini söylemek mümkün değildir. Bilimin hangi ellerden ve mekânlardan günümüze aktarıldığı yeniden yazılmalıdır. O zaman anlaşılacaktır ki bilim ve teknoloji batının değil insanlığın ve büyük oranda bizim dedelerimizim mirasıdır. Batının mahareti bunları ustalıkla doğudan çalmış olmasıdır. Mehmet Akif’in doğuya hitaben haykırdığı şu sözler batının gerçek yüzünü ortaya koymaktadır; Korkuyorum garbın elinden yarın/ Kalmayacak çektiğin melanet.
Buhara’dan Kurtuba’ya Uzanan Medeniyet
Bilimin Avrupa’da(Rönesans ve reform) ortaya çıktığı, geliştiği, doğunun ise bilimden uzak, bilimsel çalışmalara soğuk bir tutum sergilediği söylemleri astarı olmayan bir safsatadır. Bilimin bugünkü seviyeye gelmesinde İskenderiye, Atina, Bergama, Roma’nın yanı sıra; Bağdat, Şam, Buhara, Kurtuba, Semerkant, Bursa ve Konya’nın da çok önemli yeri ve ağırlığı vardır. Bizim için medeniyet Medine’den gelir. Dünyanın en medeni ve bilimsel devletini Hz. Muhammed(s.a.v) Medine’de kurmuştu. Onun izinden dünyaya yayılan İslam medeniyeti ve bilim adamları bilim tarihinin asıl kahramanlarıdırlar. Bugün Japonya’da var olan “bilim şehri” asırlar önce Şam, Bağdat, Buhara, İstanbul, Bursa, Isfahan olarak tarihe intikal etmişti.
Tarihçilerin ortak kanaati olarak bilim eski Mısır ve Mezopotamya’da başlamıştır. Daha sonra bunu Yunanlılar devam ettirmiştir. Bu dönem yeni başlayan Helenistlik çağ ve Roman’ın Mısır’ı almasına kadar devam eder. Roma önemli bilim merkezi haline gelir. Ancak bu tarihten sonra Roma’da (M.Ö 30) bilimsel düşüncenin yerini metafizik ve büyü alır. Böylece Avrupa asırlar süren kapkaranlık bir çağa girmiştir.(476). Artık bilim merkezi İslam âlemine taşınmıştır. Sırası ile Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı bilim merkezi bayraktarlığını üstlenir. Diğer Müslüman devletlerinde bilim tarihine katkıları oldukça fazladır. İslam devletleri bilime bilim adamına büyük önem vermişlerdir. Ancak başı çekme konusunda Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı bayrağı kimseye kaptırmamıştır.
Bilim tarihinde Roma’nın yeri şüphesiz çok önemlidir. Osmanlı İstanbul’u fetih ettikten sonra Osmanlı sultanları artık Roma’nın da imparatoru unvanını almışlardı. Bu şekilde bir sıfat taşımaları Roma’nın dünya vizyonundaki öneminden ileri gelir ve bu dönem kudretin zirveye ulaştığı noktadır. (zira padişahlar 1. Osmanlı sultanı 2. İslam’ın halifesi 3. Roma’nın imparatoru sıfatları taşıyorlardı.)
Avrupa bu dönemde karanlık günlerini yaşarken İslam âlemi İspanya’dan Türkistan’a, Avrupa’dan Çin’e uzanan coğrafyada altın çağını yaşıyordu. Bu aydınlığın sebebi şüphesiz hızla yayılan İslam dininin ilime ve âlime verdiği büyük önemden ileri geliyordu. Müslümanlar arasında ilim öğrenme yarışı artık bir tutkuya dönüşmüştü. Halife El- Me’mun’un Bizans’ı yendiğinde savaş tazminatı olarak eski yunan yazmalarından istediği meşhurdur. Bu şekilde gelişen bilgi akışı sonucu İslam âleminden bir sürü bilim adamı çıkmıştır. Bu bilim adamları gittikleri Şam, Bağdat, Buhara, Kurtuba gibi şehirleri ilim merkezleri haline getirerek buradan tüm dünyaya ilimlerini yaymışlardır. Zamanla bu âlimlerin kitapları kültür etkileşimi ile Latince’ye ve İbranice’ye çevrilerek Avrupa’ya geçmiş oradan dünyaya yayılmıştır. Ancak doğu medeniyetinin zafiyeti bu âlimlere ve eserlerine sahip çıkamayarak gelişimini batının eline bırakmış olmasıdır.
Doğunun İhtişamı ve Cennete Giden Yol
İslam daha yeni yayılmaya başladığında Avrupa’da okuma-yazma bilenler kilise ve manastırlarda belli bir kesim iken, halife Muaviye’nin kurduğu Darü’l-Hikme’de bir milyon kitap vardı. İspanyollar günümüzde hala inkâr etseler de, bu dönemde Kurtuba’da halife El-Hâkim dört yüz bin ciltlik bir kütüphane kurarak, âlimleri Kurtuba’ya toplamış ve bugünkü İspanya’nın temellerini atmıştır. “Esasında Rönesans bize anlatıldığı gibi 16. yy. da İtalya’da değil 10. yy. da Kurtuba’da başlamıştı. Deneysel bilimlerin kurallarını Bacon burada öğrendi.”(Abdülhakim Koçin, Çağını Aşanlar, Ankara,1993)
Astronomi, matematik, tıp, psikoloji burada öğretilmeye başlandı. Nice âlimler bu ilim şehrinden dünyanın muhtelif yerlerine dağıldılar. Avrupa, haçlı seferlerine Anadolu’ya Kudüs’e geldiği zaman doğunun ihtişamı karşısında ağzı açık kalakalmıştı. Ortaçağ Avrupa’sı özellikle İslam dünyasındaki medeniyete kavuşmak için neler vermezdi ki? Nitekim doğu yani İslam medeniyeti bilimsel zenginliğinin yanında maddeten de zengindi. Doğunun hazineleri kim bilir kaç şövalyenin hayalini süslüyordu. Cennet gerçekten doğuda bir yerlerdeydi.
Ancak aradan asırlar geçti ve aynen şimdi olduğu gibi Müslümanlar yüzyıllarca yılın emeği olarak ortaya koydukları eserleri unutmaya, buldukları ve geliştirdikleri her şeyi başkalarının ellerine teslim etmeye başladılar. 14. yy. bilim İslam âleminde sekmeye uğradı. Fatih’in vefandan sonra ise medreselerde bilimler bir kenara itilerek sadece uhrevi eğitime geçildi. İslam âlemi en büyük hatasını bu noktada yapıyordu. İslam ilimi kadına da erkeğe de farz kılmıştı. İslam sadece uhrevi ilimlere izin veren ortaçağ Avrupa’sının skolâstik düşüncesi gibi düşünülemezdi. Ancak İslam medeniyeti talihsizlik yaşıyordu.
Bu aşamada batı ise İslam âleminden çaldığı medeniyeti ilerletme ve kendine mal etme derdine çoktan düşmüştü. Arapça yazmaları alarak İbranice ve Latinceye çevirdiler ve bilim tarihlerini yazdılar. Ancak, bunu yaparken kaynağını aldıkları Müslüman âlimlerden hiç bahsetmeyip bilimsel gelişmeleri kendilerine mal etme alçaklığında bulundular. Yani İslam’ın ışığında gelişen bilim kendini geliştirmeyen Müslümanlar yüzünden, batının kanlı ellerinde gelişti. Böylece bilime yıllarını vermiş İslam âlimleri; Battaniler, Harezmîler, İbn-i Sinalar, Hazerfen Ahmet Çelebiler tarihin tozlu sayfaları arasında kaldı… Onlar tozlar arasında kaldıkça batı ilerledi ve Tanzimat’la başlayan batı hayranlığı yerini yenilmişlik psikolojisine bıraktı. Müslümanlar eski günlerine dönmek, kendi değerlerine sahip çıkmak yerine kendi ilimlerini çalan batıyı taklit yoluna giriştiler. İşte bugün muasır medeniyet seviyesine çıkamamanın acı tablosu budur. Çağdaş olmanın aynı çağda yaşayan olduğunu bilmeyenlere gelince “1200 sene önce yaşamış Cabir hepinizden çağdaş”tı. Eski kitaplar artık okunmuyorsa bu kitapların suçu değil sadece bin kelime ile konuşan gençliğin ve onlara eksik eğitim verenlerin suçudur.
Devam edecek…
|
|
159. muhammet busun - 2008-08-11 20:34:17 |
1876’dan Bugüne Ergenekon Darbeleri, Cinayetleri...
Mehmet Şevket Eygi
11.08.2008
Ergenekon bu ülkede yeni bir şey değildir... Yıl 1876... O zamanın Ergenekon’u Serasker Hüseyin Avni Paşa, şu meşhur Midhat Paşa ve Mütercim Rüşdi Paşa, Şeyhülislâm’dan aldıkları uyduruk bir fetva ile Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdiler. Dolmabahçe sarayından apar topar bir kayığa bindirip Topkapı sarayına hapsettiler. Padişahın annesi Pertevniyal Valide Sultan’ı üzerine bir cilbab (dış örtüsü) almasına bile fırsat vermeden sürdüler. Bu esnada şerefsizin biri, o muhterem ve hayırsever kadının kulaklarındaki küpeleri, kulak memelerini kopartarak gaspetti.
Birkaç gün sonra Sultan Abdülaziz Ortaköy’deki Fer’iye saraylarından birine nakl edildi (Kabataş Lisesinin binası), orada Kur’ân okurken şehid edildi. İntihar etmişmiş... Bu yalana kim inanır? Bir insan, bir bileğinin damarlarını derinden kestikten sonra, o damarları kesik eliyle öbür bileğinin damarlarını da kesebilir mi?
Sultan Abdülaziz’in yerine geçirilen Beşinci Murad Farmasondu ve içkiye mübtelâ idi. Birkaç ay içinde çıldırdı, padişahlık yapamaz hale geldi. Ergenekoncular, büyük hatalarını yaptılar, dindar ve tarikat mensubu Şehzade Abdülhamid Efendi’yi Padişah yaptılar. Memleket 33 sene huzur ve rahat görecekti...
Bu hengame içinde 1293 Türk-Rus savaşı patlak verdi. Kaybettik. Ruslar Yeşilköy’e kadar ilerlediler. Bereket versin Avrupa devletleri araya girdi ve Rumeli’nin bir kısmı elimizde kaldı. Çok toprak kaybetmiştik ama yine de Adriyatik denizine kadar bir Türkiye vardı.
Ergenekoncular boş durmadılar. Başta İttihad ve Terakki olmak üzere terörist çeteler kurarak devleti yıkmaya çalıştılar. 1908’de Manastır’da vatansever, Müslüman, devlete ve Hilafete sadık Şemsi Paşa’yı şehid ettiler. Yüzbaşı Resneli Niyazi taburuyla ve geyiği ile dağa çıktı. Padişahın Kanun-i Esasi’yi tekrar yürürlüğe koymaktan başka çaresi kalmamıştı.
Kanun-i Esasî yürürlüğe girince Selanik ve İstanbul tımarhaneye döndü. Selanik rıhtımında sarıklı bir hoca ile kara libaslı bir papazın “Yaşasın hürriyet geldi!..” diye haykırarak öpüştükleri söylenir.
1909’da düzmece, o planlı ve kasıtlı 31 Mart vak’ası ile muhterem Halife ve şefkatli Padişah Abdülhamid-i Sani hazretleri tahtından indirildi, Selanik’e sürüldü. Çoluk çocuğunun geçim ve nafakası olan içi şahsına ait mücevherlerle dolu çantası da gasb edildi.
Felâketler peş peşe gelmeye başladı. 1911’de İtalya Trablusgarb vilayetimize saldırdı...
1912’de Balkan devletleri saldırdı. Doğu ordumuz dağıldı, Bulgarlar Çatalca’ya kadar geldi. Batı ordumuz da yenildi. Selanik’teki Tahsin Paşa, bütün orduyu tek mermi atmadan silahlarıyla birlikte Yunanlılara teslim etti.
1914’te Enver Paşa çılgını Alman mürettebatlı Yavuz zırhlısını, hükümetten habersiz Sivastopol’u bombardıman etmeye gönderdi ve devleti birinci cihan savaşına soktu.
Dört sene oluk oluk Müslüman kanı aktı ve sonunda Almanya, Avusturya ile birlikte yenik düştük.
İttihadçılar/Ergenekoncular 600 küsur yıllık bir cihan devletini 10 sene içinde batırıp bitirmişlerdi.
Sonra İstiklâl savaşı başladı. Sultan Vahdettin yaveri Mustafa Kemal Paşa’yı, önemli miktarda para ile Anadolu’ya gönderdi.
23 Nisan 1920’de mebuslar (milletvekilleri) Cuma namazını Hacı Bayramı Veli Camii’nde kıldılar. Dualar edildi. Kurbanlar kesildi. Büyük Millet Meclisi açıldı. Millî hükümet o kadar dindardı ki, içki yasağı kanunu çıkartıldı...
Sonrası malum...
Takrir-i sükûn kanunları... İstiklâl Mahkemeleri... İsyanlar... Asılan asılana...
1945’te ikinci dünya savaşının galiplerinin baskısıyla çok partili rejime geçildi. Ergenekoncular bundan son derece tedirgin ve rahatsız oldu.
1950/60 Demokrat Parti iktidarında millet biraz (fazla değil) nefes aldı. Ergenekoncular 27 Mayıs 1960 darbesini yaptı. Adnan Menderes ve iki bakanı gayr-i adil bir mahkeme tarafından idama mahkûm edildi, asıldı.
12 Mart 1971 darbesi...
12 Eylül 1980 darbesi...
28 Şubat postmodern darbesi...
Ergenekon Ergenekon Ergenekon...
Jön Türkler... İttihadçılar...
Musevîlik İle Siyonizm Bağdaşmaz
Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te geçen ay içinde toplanan; üç dine, Müslümanlığa, Hıristiyanlığa, Museviliğe mensup din adamları, Siyonizm’i dine karşı, sunî/yapay ve gayr’i meşru bir ideoloji olarak ilan ettiler.
Naturei Karta tarikatına mensup Amerikalı Haham Davis Weiess “İsrail kanserli bir tümördür, son derece tehlikelidir, ümit ederim ki, en kısa zamanda kan dökülmeden yok edilir” demiştir.
İngiltereli Haham Aaron Cohen ise “Siyonistlerin evine saldırdıklarını” söylemiş ve şöyle ilave etmiştir; “Filistinliler gibi, bizler de Siyonistlerin saldırılarına mâruz kalıyoruz, direneceğiz.”
Arjantinli Rahip Luis Farinello, Tanrı ve din adına cinayet işleyenlerin gerçek hüviyetlerinin gün yüzüne çıkartılmasının bir zaruret olduğunun üzerinde durmuştur.
Yukarıdaki bilgileri Fransızca yayın yapan alterinfo.net sitesinde okudum.
Yeterli bilgiye ve kültüre sahip olmayanlar Yahudilik ve Siyonizm konusunda yanlış bilgilere sahiptir.
Her Yahudi, Siyonist değildir. Siyonizm’e karşı olan Yahudiler de vardır.
Siyonizm, Tevrat’a ve Museviliğe aykırı bir küfür ideolojisidir. Bunu ben söylemiyorum, nice Ortodoks/dindar Yahudi söylüyor.
Dünyadaki, Ortadoğu’daki bütün kötülüklerin, olumsuzlukların, üçüncü dünya savaşına yol açacak krizlerin ana sebebi Siyonizm’dir. Bu iddia da bir kısım Yahudilere aittir.
Musevilikle, Yahudilikle Siyonizm’i özdeşleştirmek yanlıştır. Aksine Tevrat’a bağlı dindar bir Musevi asla Siyonist olamaz.
Siyonizm ırkçı bir ideolojidir, insan haklarına aykırıdır.
Sadece bir kısım dindar Yahudiler değil, dinsiz veya dinden uzaklaşmış nice Yahudi de Siyonizm’e ve İsrail devletine karşıdır.
Siyonizm’i ve İsrail’i tenkit edenleri anti-Semitizm yapmakla suçluyorlar. Bu da büyük haksızlık ve iftiradır.
|
|
158. Serdar Genc - 2008-08-11 19:17:35 |
s.a.
Adnan abi sana kesinlikle katiliyorum. Ama iste gördügün gibi. |
|
157. Adnan Karaadic - 2008-08-09 23:42:15 |
Baki kardesim ben sadece burda bir kural varsa ona uyulmasi gerektigini düsündüm,art niyet aradigim yok.
Misal caglar güvende baskalarida acikca fikrlerini yazarken takma
isim kullanmiyorlar, diyelimki ben caglarin yazdiklarini
begenmedim ona cevap yazarken takma isim bulub öylemi yazayim,
En iyisi sen bu takma isminide birak gercek isminle yaz,Cünkü senin fikrin sana, Benim fikrimde banadir
Allaha emanet ol selam vedua ile |
|
156. muhammet busun - 2008-08-09 18:47:48 |
Mehmet Şevket Eygi
09.08.2008
Müslümanlar “her şeyi” Kur’ân ve Sünnete göre tanzim etmeli ve ayarlamalıdır. Bu odaklamada akıl, zekâ, firaset, ilim birer vasıtadır. Onlar kesinlikle ana değer ve gaye olamaz.
“Yaş ve kuru” her şey Kur’ân’da mevcuttur.
Kur’ân mücmeldir, Sünnet onun şerhini yapar ve öğretir.
Sünnet olmadan Kur’ân’ı tefsir etmek (yorumlamak) mümkün değildir.
Peygamberi ve Sünneti dışlamak için ortaya çıkartılan Kur’ân Müslümanlığı, gerçek İslam değildir; onu ortaya çıkartan bozuk ilâhiyatçıların, yerli oryantalistlerin dinidir.
Âlet ilimlerini, ‘âli ilimleri ve bilhassa usûl-i tefsir ilmini ehliyetli ve icazetli hocalardan/üstadlardan hakkıyla okuyup müfessir olmamış, icazet almamış kimselerin Kur’ân’ı kendi heva ve re’ylerine göre tefsir etmeleri/yorumlamaları son derece yanlıştır.
Ehliyetsizlerin Kur’ân’dan kendi heva ve re’ylerine göre fıkıh ve Şeriat hükmü çıkartmaları yanlıştır.
Arapça bilmeyenlerin kendi kafalarına göre Kur’ân’dan hüküm çıkartmaları, Yüce ve Kutsal Kitabı tefsire yeltenmeleri büyük bir kendini bilmezliktir. Böyle bir şey din hayatında kaos ve anarşiye sebebiyet verir.
“Men fessere’l-Kur’âne bi-re’yihi fekad kefer=Kur’ân’ı kendi reyiyle (hevasıyla) tefsir eden kâfir olur” buyurulmuştur.
Sırf Arapça bilmek Kur’ân’ı anlamak, tefsir etmek ve ondan fıkıh ve Şeriat hükmü çıkartmak için yeterli değildir.
Bir kimsenin müfessir olması için 14 ilim öğrenmesi gerekir. Bunlar kisbî ilimlerdir, yani çalışarak elde edilen ilimlerdir.
Bunları tamamlayan 15’inci ilim kisbî değil vehbîdir, yani Allah vergisidir. Bunu Cenâb-ı Hak dilediği salih ve âlim kuluna verir.
İslâm dininin hüküm öğretilerinin ikinci ana kaynağı Sünnettir, Peygamber Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) hadîsleridir.
Sünneti/hadîsleri bilmeden Kur’ân şerh ve tefsir edilemez.
Sünneti bilmek ve onu öğretmek için icazetli din âlimi, muhaddis olmak gerekir.
Din âlimi olmayan, lâkin kültürü ve birikimi olan her ziyalı Müslüman ehl-i sünnet ve cemaat âlimlerinin yazmış olduğu tefsirleri okuyarak Kur’ân’dan feyz alır, yine Sünnî âlimlerin tasnif ettiği hadîs kitaplarını mütalaa ederek Sünneti öğrenmeye, ondan feyz almaya çalışır.
Eline bir Kur’ân tercümesi veya meali (yahut Türkçe tefsir) alıp, onun yanında yine Türkçe bir hadîs külliyatı bulundurup ve bunlardan kendi kafasına göre din hükmü, fıkıh kaidesi çıkartmaya kalkanlar, içtihada yeltenenler doğrusu hadlerini çok aşmış olurlar.
Kur’ân ve Sünnet yüce dinimizin iki ana kaynağıdır ama ehliyeti, ilmi, liyakati, icazeti olmayan her Müslümanın onlardan hüküm çıkartmaya kalkışması, onları kendi re’y ve hevasına göre yorumlamaya yeltenmesi çok yanlıştır.
Mukallid Müslümanlar dinlerini hangi kitaplardan öğrenir;
(1) Muteber ve güvenilir ilmihal kitaplarından.
(2) Fıkıh kitaplarından.
(3) İslâm ahlâkını anlatan kitaplardan. Bunların en genişi ve doğrusu İhyau Ülumi’d-Din adlı mübarek eserdir.
(4) İslâm ahlâkını anlatan kitaplardan.
(5) Muteber olmak şartıyla dinî bir konuyu işleyen monografilerden. İslâm’da komşuluk...İslâm’da çocuk yetiştirmek... İslâm’da mütevâzı ve orta bir hayat sürmek... gibi
Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) anlatan muteber ve güvenilir siyer kitaplarından.
(7) Geçmiş Müslüman büyüklerinin örnek hayatlarını, ahlâklarını, menkabelerini anlatan kitaplardan.
“Al eline Türkçe bir meâl, bir de Türkçe hadîs kitabı ve onlardan dinini öğren, ahkam çıkart, ahkam kes, ictihad yap...” metodu son derece verimsizdir. Nice kimsenin ayağının kaymasına ve Ümmet içinde fitne ve fesat çıkmasına yol açmıştır.
Yanlış anlaşılmasın;
Ne kadar çok Kur’ân okursak bizim için o kadar hayırlı olur.
Okuyamayanlar dinlesinler. Kur’ân okumak sünnet, dinlemek farzdır.
Hayatımız boyunca yaptığımız her şeyin Kur’ân’a ve Sünnete uygun olup olmadığını düşünmemiz, sormamız, öğrenmemiz gerekir.
Bunları bize gerçek, icazetli, ehliyetli, ihlâslı din âlimleri bildirir.
Ailemiz için yeni bir ev mi alacağız. Bunu Kur’ân’a ve Sünnete sormamız lazımdır. Bu konuda Kur’ân’ın ve Sünnetin ne dediğini biz kendimiz bilemeyiz. Amil, arif, kamil bir alime, müftüye, şeyhe, bir mürşid-i kâmile sormalıyız.
Şeytan ve nefsimiz bizi tahrik etti ve lüks, gösterişli, gurur verici pahalı bir oto mu almak istiyoruz? Bunu da gerçek âlimlere, rehberlere, mürşidlere sormalıyız.
Antalya’ya 7 yıldızlı lüks mü lüks, pahalı mı pahalı, gösterişli mi gösterişli bir otelde bir çuval para ödeyerek tatil yapmak mı istiyoruz?Bunu da Kur’ân’a ve Sünnete, yukarıda anlattığım şekilde sormalıyız.
Velhasıl her şeyi Kitabullah’a ve Resulullah’a sormalı ve onların cevabını aldıktan sonra doğru ve uygun olan neyse öyle yapmalıyız.
Herkesin ictihad yapması çığırını Farmason, takiyeci, Müslümanları aldatan şu bulaşık Cemaleddin Efganî ve müridleri çıkartmıştır. Bu yanlış yola girmekten kaçınalım.
Hayatımızı Kur’ân’a ve Sünnete göre tanzim edelim, ayarlayalım.
Bu tanzim ve ayarlama işini de kendi kafamıza göre yapmayalım. Mutlaka gerçek/icazetli din âlimlerine, kâmil mürşidlere, gerçek müftüleri, zâhid ve ‘âmil ulemâya soralım.
Aşırı lüks, gösterişli, hava attırıcı, gurur ve kibir verici bir lokantaya giderken bile soralım. Soralım ki, gitmekten vaz geçelim...
|
|
155. muhammet busun - 2008-08-09 18:43:00 |
s.a caglar sen bugune kadar milli gousculerden boyle bir deyim mi duydun ben duymadim bak yoneticiler bazinda insanlar kendi aralarinda konustuklari veya bir iki kisinin dedigini baskalarina mal edemzsin...
ama sana bir ornek kendimden verecegim lise zamaninda bir cematin yurdunda kalmak istedim ama beni istemediler sebep ben milli goruscuyum ben refah partisinde calisiyorum diye
ve bir ornekte efsane basbakan Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN dan vereyim bir cematin lideri icin gazeteciler bir soru soruyor ayni soruyu o cematigin liderinede soruyorlar ne cevab verdikelrini yazmayacagim merak edenler arastirir
ne demek istiyorum milli gorusculer butun cematleri seviyor butun muslumanlari seviyor butun insanligi seviyor sevilmeyen kim acaba?
bizim sloganlarimizdan biriside
YENIDEN BUYUK TURKIYE
YENI BIR DUNYA DUZENI
biraz olsun iGNEYi KENDiMiZE CUVALDIZI BASKASINA BATIRALIM
LUTFEN |
|
154. Baki yildiz "Selamlar - 2008-08-09 12:31:30 |
Ismimi yazmadim sadece selamlar yazim diye yazilarimin silinmesi ve art niyet aramanizi hayretle okuyom Adnan kardes
bilmem yanlis bisey veya hakaret dolu yazimi yazdimda siliniyor.ve burada yazan kisilerimi tartismak istiyorsunuz yoksa yazinin iceriligini.bunu bana aciklasaniz memnun olurum |
" target=_blank> 153. GÜVEN Caglar Namidiyar SUCU - 2008-08-09 09:45:53 |
Muhammed Kardesim, Canim benim bak yazdiklarimi iyi oku, ben kesinlikle erbakan hocaya Milli Görüse takilmadim.
Ben fikirlerimi ve merak ettiklerimi yazdim sordum iste her neyse.
Sagolsunlar bilmedigimi ögrendim.
Milli Görüs davasina gayasinde süphemiz yok, Erbakaninda liderlik ve öncülügüne toz kondurmadik.
Fakat iste tam benim deginmek istedigim meseleye giriyorsun.
Cok kisa bir ifadeye dökersek;
Kuruluslarin ismi ve liderlerine önem kazandiran davanin yüceligidir.
Davamizin Islam olmasida bizim icin belki ahir de tek kurtulus kapimiz.
Tamam dava islam maksat tüm insanligin sadeti, biliyoruzki bizden baska cok teskilatlar var yani hedefe giden diger yollar var. Bize ne yakisir, en saglam en iyi en hizli yolda hedefe ulasmak yakisir. Fakat diger yollarida takdir etmek gerekir, o diger yolun yolculari ister bize destek versinler ister elestirsinler, Bize davamiz onlari sevmeyi onlarin sadetini istememizi emrediyor.
Biz veya Onlar aramizda hic fark yok, hepimizin sahibi ayni. Hepimizin ham maddesi ayni, hepimiz ayni yerde hesap verecegiz. Bazi yollar biraz engelli, emin degil, sapmalar var vs. bizim bilemedigimiz belki o yollarda hedefe ulasacak. Diyelimki hedefe ulasacak, öyleyse o yollari hedefinden dolayi seviyoruz.
Büyüklerimiz buyururlarki sürekli hüsnü-zanda bulunun, sui-zandan uzak durun. Eger siz Rabbimin sevdigi kullarindansaniz belki mevlam sizi sevdiginden hüsnü-zaninizi gerceklestirir.
Nurcu abileri Sevmek gerek;
Cünkü hersey Egitim ve tahsille baslar deyip, nerde bir okuyan nerde yüksek ögretim gören nerde basarili bir ögrenci veya yüksek mevkide bir mezun varsa muhakkak destekleri dokunmustur.
Diyaneti Sevmek gerek;
Cünkü Vatanimizin kurulusu, arkasinda güclü devletimiz var.
Tarikatlari Sevmek gerek;
Cünkü tam ehli sünnet yasamaya, takva yasamaya calisiyorlar, Rabbimin Veli kullari olan evliyalar nasil yasadiysa onlar gibi yasamaya calisiyorlar.
Süleymancilari Sevmek gerek;
Cünkü Kuran Kurslarinda dini cocuk egitimlerinde disiplinli ve basarililar.
Ve benim bilmedigim nice Teskilatlar kuruluslar.....
Bunlar Milli Görüscü degil diye dislamak yanlis olmazmi, illaki bu kuruluslarda yanlisliklar olumsuzluklar oluyordur, bizdede oluyor, Milli Görüsün hedeflerinden bazilarini yerine getirmiyorlarmi.
Ben Milli Görüs kötü, Vaz gecin birakin, dava yanlis felan demiyorum, benim fikrim diger teskilatlardada cok güzellikler var, körü körüne bir etiketin arkasina saklanmayalim digerlere karsi acik olalim, fikirleri görüsleri dinlemeye anlamaya saygi göstermeye taraftar olalim.
Ben kendim Milli Görüste büyüdüm, acizane gerektigi vakitlerde hizmette bulundum. Herzamanda hazirim. Fakat diger kuruluslarada cok acigim.
Selamlar |
|
152. muhammet busun - 2008-08-09 08:13:28 |
| osman abi diyosunki konulari baska yerden kopyalayip burada yayinliyorsunuz diyorsun dogru ama yazilanlarin icindekilerde dogru her halde sen nerden yazildigina degil kimin yazdigina degil de onlarin dogru olup olmadigina bakarsan sevinirim veya yazilanlar yanlissa sen de dogrularini yazda bizde dogrulari ogrenelim nedersin |
|
151. muhammet búsun - 2008-08-09 07:39:14 |
S;A CAGLAR KARDES BIZIM GAYEMIZDE BELLI HEDEFIMIZDE BELLI ETIKETIMIZDE BELLI BIZ INSANLIGIN SADETI REFAHI FAZILETI ICIN GECMISTEN BERI CALISAN BIR TESKILATIZ VE TURKIYENIN DEGIL TUM DUNYADAKI MUSLUMANLARA SIYASETTE YOL GOSTEREN BIR TESKILATIZ MUSLUMANIN DERDI ILE DERTLENEN INSANLARIN TOPLANDIGI BIR TESKILATIZ BU YAPTIKLARIMIZ GAYEMIZ HEDEFIMIZDIR BUDA BIZIM ETIKETIMIZDIR BIZ BUNLARI ERBAKAN EMREDIYOR DIYE DEGIL ERBAKAN ISTIYOR DIYE DEGIL ISLAM ISTIYOR ALLAH ISTIYOR DIYE YAPAN BIR TESKILATIZ...
BU YAPILAN LAR YANLISMIYDI GIDILEN YOL YANLISMIYDI DA BAZIO INSANLAR ARKALARINA BAKMADAN CEKIP GITTILER BIZIM SECTIGIMIZ YOL DOGRU DEDILER O ZAMAN BIZIM YAPTIKLARIMIZ YANLIS MI ACABA BIR YERDE BIR DOGRU OLUR IKINCI BIR DOGRU OLMAZMI...
CEMATLER; BUGUNE KADAR BU TESKILAT DIGER TESKILATLARA HER TURLU DESTEGI VERMIS ONLARDAN BIR GUN OLSUN DESTEGINI CEKMEMIS BIR LIDERIN ARKASINDAN GIDEN BIR TESKILAT...AMA NE YAZIKKI BUTGUNE KADAR BEN DIGER TESKILATLARDAN BIR DESTEEK GORMEDIM BU TESKILATLARA KARSI...
ONLAR MILLI GORUSE ISTEDIKLERINI SOYLUYORLAR BU TESKILATIN LIDERI ILE ISTEDIKLERI GIBI ELESTIRI YAPIYORLAR ACIMASIZCA VURUYORLAR NEDEN ACABA KIM KIME KAFIR DIYOR KIM KIME KOSTEK OLUYOR BIR ARASTIRSAK ACABA...
PEKI GELELIM AVRUPA DAKI MUSLUMANLARA BU TESKILAT OLMASAYDI BU TESKILAT AVRUPAYA HOCA GONDERMESEYDI BU ISE ÖN AYAK OLMASAYDI ZANNETMIYORUM DIGER TESKILATTLAR BOYLE BIR GIRIRSIMDE BULUNMAYACAKLARDI SUKURLER OLSUNKI ALLAH BU ISINDE ONCULUGUNU BU TESKILATLARA VERMISDIR...
BU YUZDEN AVRUPADAKI INSANLAR COK SEY BORCLUDURLAR BU TESKILATLARA...
DUNYA TARIHINDE D8 LERI KURUP ISLAM BIRLIGINI SAGLAMAYI HEDEFLIYEN KIM ONCULUK OLAN KIM YINE BU TESKILATLAR ALAHA SUKUR DIGERLERI BUGUNE KADAR UYUYORLARMIYDI BUGUN MILLI GORUS GOMLEGINI CIKARDAN BASBAKAN GECEN AY D8 TOPLANTISINA DEGILDE FRANSAYA AKDENIZ BIRLIGI TOPLANTISINA KATILMAYI TERCIH ETTI VE FRANSAY GITTI D8 TOPLANTISINA DEGIL...
ISTE FARK BURDA ISTE BU TESKILAT BUNLARI YAPIYOR VE BUNLARIDA LIDERIMIZIN EMRINDE BIZE GOSTRDIGINI DOGRU YOL UZERINE YAPIYORUZ...
SIZ ARTIKMERBAKAN ISTER ETIKET DEYIN ISTER NE DERSENIZ DEYIN AMA SU GERRCEGI ASLA SILEMEYECEKSINIZ ALLAHIN IZNIYLE PROF.DR. NECMETTIN ERBAKAN BU DUNYA TARIHINI DEGISTIRMIS MUSLUMANLARIN HAYATINI DEGISTIREN LIDER OLMUSDUR BU YUZDEN KENDISINDEN ALLAH RAZI OLSUN BIZ ONDAN RAZIYIZ...
BIZIM YAPTIKLARIMIZDA ORTADA DIGERLERINDE SECIM SIZIN HERKEZ KENDI SECIMINI YAPAR....
BIZ BUNLARI ANLATIYORUZ ANLATMAYA DA DEVAM EDECEGIZ
ERBAKAN BIR SEVDADIR CUNKU ERBAKAN MILLI GORUSCUDUR
MILLI GORUS BIR SEVDADIR CUNKU MILLI GORUS ISLAMIN TA KENDISIDIR... |
|
|