Deftere Yaz  

190. Muvahhid - 2008-07-15 21:02:41
Bilmeden uyan, anlamadan savunan, okumadan karar veren, okuyup, arastirip, gece gündüz mesgul olarak ilim ögrenecegi yerde, kolayca duyduklariyla yetinen tembel müslümanlara...

TASAVVUFA GİRİŞ MARŞI

Sormam ki, kim olduÄŸumu ?
Ben bilmem, sultanım bilir
Varlığımı yokluğumu
Ben bilmem, sultanım bilir.

Gözlerim hep ona bakar
Alnından bana nur akar,
Gül, menekşe nasıl kokar
Ben bilmem, efendim bilir...

Mürşidime olurum kul,
Benlik gider olurum pul,
Böyle iman nasıl olur ?
Ben bilmem, üstadım bilir...

Aklımı kiraya verdim,
Tasavvuf dinine girdim,
Hangi makamlara erdim,
Ben bilmem, sultanım bilir...

Sıkı tutarım aramı
Ye derse, yerim haramı
Süt beyaz, kömür kara mı
Ben bilmem, sultanım bilir...



Kuran okuruz ezbere,
Düşünmeyiz azcık bile,
İsrail kim, Lübnan nere,
Ben bilmem, efendim bilir...

Enim nasıl, boyum nası
Fikrim nasıl, huyum nasıl
Kullanacak oyum nasıl
Ben bilmem, efendim bilir...



Masonlara oy veririz,
Böyle istiyor şeyhimiz,
İnsanmıyız, kölemiyiz,
Ben bilmem, sultanım bilir...

Hasta mıyım sıhhatta mı,
Sadakatım ifratta mı,
Otuz gün ay mı hafta mı
Ben bilmem, sultanım bilir...


Onda var binbir keramet,
Onsuz olmak büyük afet,
Sünnet nedir, nedir ayet,
Ben bilmem, sultanım bilir...


Hicap nedir, örtü nedir
Kurt-kuş böcek-börtü nedir
iyi nedir, kötü nedir
Ben bilmem, sultanım bilir...

Hürmetim tamdır zatına
Minder olurum altına
Uyarım talimatına
Ben bilmem, sultanım bilir...

Teslim ettim irademi
Böyle yürür benim gemi
Varsa beynimi, midemi
Ben bilmem, sultanım bilir...



189. galip - 2008-07-13 21:58:01
Åžiiler/Rafiziler

--------------------------------------------------------------------------------

Åžiiler/Rafiziler ashaba açık ve çekinmeden söverler, onlaın deÄŸerini ve hürmetlerini çiÄŸnerler. Tarih buna ÅŸahittir. Günümüzde onların yolunda giden yalancı ve iftara dolu tarihi kaynakları ileri sürerek karalayan hatta lanetler okuyanlar vardır. AÅŸağıda size verilen linklerde AiÅŸe annemize lanet okunmakta, Ebu bekir ve Ömer’e (r.nhume) mücrimler denilmektedir, bu kiÅŸilerin video görüntüleri ve konuÅŸmaları size delil olarak yeter mi acaba ?

Bu konuda aÅŸağıdaki linki lütfen tıklayınız, arapça vaazlarda ashabın tertemiz annelerine ve ÅŸerefli halifelerinden AiÅŸe, Ebu Hureyre, Halid bin Velid, Ömer İbn Hattab, Ebu Bekir Sıddık’a sövülmektedir, izleyiniz......................................

Unutmadan şunu da hatırlatmak gerekir.

Bu ümmet Kurana-Rasulullah’a-ashaba-selefe sahip çıkacaktır. Bu ümmetin sıratı mustakimine zarar vermeye çalışanlar baÅŸarılı olamayacaktır. Åžiiler, bizim ashaba olan sevgimizi kıramayacaktır, Ashaba sövenler zındıktır, dinden çıkmıştır, islamla alakası kalmamıştır, bu kim olursa olsun, ister alim ister davetçi, isterse de hoca olsun, ashabın birine sövmek küfrü gerektirir, zira kuran ve sünnet onları sevmeyi emreder.

Bu link ashaba sövdüklerinin açıkça söylediği yerlerdir. kasralsanam.com/tan-maine.htm

Bu link ise şirk koştukları, türbelere ve mezarlara secde ettikleri yerlerdir. Allah ancak kendisine secde etmeyi emreder.(Bkz, Neml-25)http://kasralsanam.com/shrkmain.htm

Aşağıdaki link ise Aişe annemize kafir dediklerini tescilleyen ve kitaplarında yazılı olan yerdir. Lütfen tıklayınız. Arapça bilen birine okutunuz. kasralsanam.com/thaek/shirbook.JPG

Aşağıdaki link ise üç halifeye sövülün yerin metnidir, lütfen arapça bilene okutunuz. kasralsanam.com/thaek/MAZAR2.JPG

AÅŸağıdaki linki tıklarsanız Biharu’l Envar adlı ÅŸiilerin en muteber kaynağından alınmış bir metin çıkacaktır, bu metinde cehennemin 7 kapısından Ebu Bekir, Ömer, AiÅŸe.....gibi ashabın gireceÄŸini yazmaktadır. Lütfen arapça bilen birine okutunuz. kasralsanam.com/thaek/tan%205.jpg

AÅŸağıdaki linkte Ömer İbn Hattabın azabının iblisin azabından daha çok olacağı yazılıdır.Bu nasıl bir Müslümanlıktır, bu nasıl imandır, sahabiye böyle sövenlerin Müslüman olması beklenir mi ? kasralsanam.com/thaek/اعتقاد%20الراÙ?ضة%20بأن%20عذاب%20عمر%20أشد%20من%20عذاب%20إبليس.JPG

AÅŸağıda verilen linkte Biharul Envar adlı ÅŸii kitaptan alıntı yapılmıştır, bu metinde Ebu Bekir ve Ömer’in kafir oldukalrına dair bab denmiÅŸ bu hususta deliler getirilmiÅŸtir. Allah’ım bu iki güzel sahabiye edilen iftiraların ÅŸerrinden sana sığınırım.

kasralsanam.com/thaek/تكÙ?ير%20الراÙ?ضة%20لشيخين%20ابوبكر%20وعمر.JPG

AÅŸağıdaki kitap iran devletinin kurucusu humeyni’nin KeÅŸful Esrar adlı kitabıdır, humeyni bu metinde " Peygamberin islam dinini hakkıyla tamamlamadığını, eksik kaldığını yazmaktadır.Ayrıca Rasulullah’ın adaleti ve selameti saÄŸlayamadığı alttaki metinde geldiÄŸi gibi iddea edilmiÅŸtir." kasralsanam.com/thaek/m1371.JPG

kasralsanam.com/thaek/khominy42.JPG

AÅŸağıdaki metin el-Kafi denilen ÅŸiianın muteber hadis kitabından alınmadır. Åžiiler, el-Kafi’yi en büyük hadis kitapları olarak kabul ederler, bizim yanımızda İmam Buhari nasılsa onlarda da el-Kafi öyledir. İşte bu eserde Ebu Bekir ve Ömer’in tevbe etmeden önce öldükleri, kafirler oldukları, ayrıca Allah’ın Meleklerin lanetlerinin üzerlerine olsun diye yazılıdır.http://kasralsanam.com/thaek/m1319.JPG

ÖNEMLİ BİLGİ, EKRAN AÇILINCA ÇIKACAK YAZILARIN ÜZERİNİ İKİ DEFA TIKLAYINIZ VEYA YAZININ SAĞ ALT KÖŞESİNDE BÜYÜTMEK İÇİN KARE BİR BÖLÜM ÇIKAR ÜSTÜNÜ LÜTFEN TIKLAYINIZ YAZIYI BÜYÜTÜNÜZ.



Aşağıdaki şerefli ashab hakkında ki bilgileri okuyunuz.



Ve Cemaatin bina edildiği esas, Allah tümüne rahmet etsin Muhammed (s.a.v.) ashabına dayanır. Onlar ehl-i sünnet ve’l Cemaat’tir. Onlardan (din) almayan sapık ve bidatçidir. Her bidat sapıklık, her sapıklık ve ehli de ateştedir.



İmam Berbahari der ki, “ Ve Cemaatin bina edildiği esas, Allah tümüne rahmet etsin Muhammed (s.a.v.) ashabına dayanır.�

Müellif, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaatin dayandığı binanın temelinin kime dayandığını beyan ederek devam ediyor. Bu cemaatin temelinin de ashaba dayandığını ortaya koyuyor,



Sahabi ashabın müfredidir. Sahabi, Rasulullah’ın sohbetine iştirak etmiş, onu görmüş, ona iman etmiş, ve islam üzere vefat etmiş olan Müslümandır. Ashab Rasulullah’a iman eden, sünnetini ve davetini doğrulayan, islam uğruna cihadlara ve hicretlere çıkan, ilk Müslüman cemaat şerefine ulaşan, şanları ve adaletleri kuran ve sünnetle ispat edilen topluluktur. Onlar, Rasulullah ile beraber çok zorluklara katlandılar. Ashabın tümü adildir ve bu ümmetin en efdallarıdırlar. Onların iman ve faziletlerine tanıklık, asıl, kati ve dinden bilinmesi zorunlu olan hususlardandır. Onları sevmek din ve iman, onlardan nefret etmek ise küfür, nifak ve tuğyanlıktandır. Rasulullah (s.a.v.) buyurur ki, “ Ashabıma sövmeyin, Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizden biri, uhud dağı kadar altın infak etse,onlardan birinin infak ettiği bir müdd’e hatta yarım müdd’e bedel olmaz.� (Buhari)



Rasulullah’ın (s.a.v.) ashabı neden müellif tarafından örnek cemaat olarak tanıtılmaktadır ? Zira onlar deminde dedik, kuran ve sünnet üzere ilk cemaattir. Onlar nasslara sarılır, aklı reddeder, sünneti izler, onunla amel eder, ahlakla ve güzel cihadla İslam’a davet ederlerdi. İşte bu insanlar ümmetin öncüleridir. Bu yüzden onlara bağlanmak imandan ve dinden sayılmıştır. Bir adam İbn Abbas’a bana nasihat eder misin demiş o “ İstikamet üzere ol, esere(sünnete) sarıl, bidat çıkarma “[1][4] demiştir. İbn Mesud der ki, sünnetle yetinmek çokça bidat işlemekten daha hayırlıdır.�[2][5] işte ashab böylesine kuran ve sünnet ehli idi, bu yüzden bunlara bağlanmak dinden, onlardan ayrılmak ise tuğyanlıktandır.



Günümüzdeki Müslümanlar ashabın akidesine, ameline sarılınca bilmeliler ki aslında onlar Kuran’a ve Rasulullah’a sarılmış olmaktadırlar. Onlar Fırka-i Naciye’dir. Onlar, kurtuluşa erecek Taifa Mansura’dır. Bu şerefli topluluk Hak ehlidir. Onların sözlerine, akidelerine, amellerine, yaşantılarına uymak dindendir. Onlara karşı düşmanlık etmek, şereflerine leke sürmek, kusurlarını ve ayıplarını ortaya dökmek, yalan isnad etmek nifaklıktır, tuğyanlıktır, zındıklıktır. Rafıziler ve günümüzdeki Şiiler bu şerefli önderlere hakaret ederler. Bu ashab düşmanlarının küfrü çok açıktır. Yeryüzünde Rasulullah’a dost olanları düşman bilen bu zındıklar kafirlerin hakkında da yaldızlı sözler söylemekten çekinmezler. İslam ve Müslümanlar, bu Şiiler ve Rafızilerden çok fitne görmüştür. Allah bunların hesabını onlardan soracak, Peygamberin ashabını izleyen ehl-i sünneti de onlara galip edecektir. Günümüzde bazı kelamcılar, felsefeciler, araştırmacılar ashab hakkında konuşurken sıradan insanı anlatırmışçasına anlatmaktalar ve ashabın adları anılınca üzerlerine rahmet bile okumamaktadırlar. Bunlarda Ehl-i sünnetin ashaba bakışı hususunda habersiz zavallılardır.



İmam Berbahari der ki, “ Onlar ehl-i sünnet ve’l Cemaat’tir.�

Müellif, ashab hakkında onlar Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’tir demektedir. Bu ise, onların ilk Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat olduğunu ispat eder. Rasulullah’ın ashabı akidesini, amelini, sünnete dayandırır, sürekli Rasulullah’ı takip eder, onun gibi yaşamaya gayret ederlerdi. Bu yüzden onlardan daha iyi sünneti bilmek mümkün değildir, islam tarihi okununca görülür ki onlar iman-amel-ahlak-davet-cihad yolunda öncülerdir.



İmam Berbahari der ki, “Onlardan (din) almayan sapık ve bidatçidir. Her bidat sapıklık, her sapıklık ve ehli de ateştedir.�

Ashabın yolunu izlemek asıldır. Onların yolundan sapmak ise sapıklıktır, hüsrana düşmektir. Onlardan ayrı akide, amel, davet, ahlak, cihad menheci edinmek sapıklığa götürür, onlardan bir karış ayrılık bizi hüsrana taşır, zira onlar şeriatı ve sünneti bize nakledenlerdir,kim onlardan alınmaz derse bu durumda şeriatı ve sünneti yalanlamış olur ki, bu yüzden müellif onlardan din almamak sapıklıktır, her sapıklık ve ehli de ateştedir demiştir.



Allah, Onları kitabında Rasulullah hadislerinde övmüş, razı olmuş, cennetle müjdelemiştir, kim onlardan din alınmaz derse, onları kötülerse, onlara Rafizi ve şii kafirleri gibi küffar ismini vererek dinden çıkarırsa bu durumda Allah’ı ve Resulünü yalanlamış olur.



Ashab, şeriatın nakilcileridir, sünnetin sahipleridir, dinin öncüleridirler.Onlara karşı husumet, buğz kişiyi dinden çıkarır. Onlar ki,



Rasulullah’ı yaşamada ve ona uymada en önde olanlardı. Olanları takip etmek, uymak dindendir. Şüphesiz ki son gelenler selefe/önden gidenlere uyarsa hayır olan budur ve felah bu insanlardadır. İslam ümmetinin Felah, salahı, izzeti bu ilk cemaate bağlılıkla gerçekleşecektir. Müellif, bu cümleyle ümmetin onurunu getirecek, kafirlere karşı galibiyet kazandıracak en bariz bir yolu tanıtmaktadır.



Müellif, onlardan din almayanın bidatçi ve ateşte olduğunu söylerken bidatin küfre götüren bidat olduğunu teyid etmiş olmaktadır. Kuranı bize nakleden, Mekke’de tevhid ve davet yolunda çekmedik acılar çeken, yurtlarından zorla ve tehditle hicrete zorlanan, hicaz yarımadasında cihaddan cihada koşan, canlarını göz kırpmadan islam uğruna feda eden ashabı sevmek boynumuzun borcudur, onlara karşı düşmanlık edenlere karşı adavetimizi ilan etmekte dindendir. Allah’tan, bu ümmeti onların izini süren nesillerle şereflendirmesini, onları hayatlarında örnek ve önder alan nesiler çıkarmasını dileriz.


188. amine - 2008-07-12 18:42:57
sitenizi çok begendim ancak çok yavaş işliyor.lütfen ilgilenirseniz sevinirim.

187. Koca Haydar - 2008-07-12 17:45:25
Alevi kardeş, İslam kişi odaklı değil Allah odakli bir dindir. İslamın ibadet şekli, insanlar arasındaki ilişkilere bakışı açıktır.. Bunlara uymayanlar maalesef bir sapıklık içerisindedir..

Kur`andan mealen;

144. Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisingeriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisingeriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır. (Ali Imran 144)
Seni Muhammede, Aliye deÄŸil Allaha emanet ediyorum.. Selametle kal...

186. - 2008-07-12 15:07:55
dinden sapma diye aleviligi yazmışsınız alevilik dinden sapma ise siz hepiniz dinden sapansınız muhammete inan kişiler muhammetin amcasının ogluna inanmıyorsa bunda bir soru işareti vardır

185. yolcu - 2008-07-11 21:46:51
Manevi Gerilim (geri dön)
(Bu makale eklendiği tarih olan 16.05.2007 itibarıyla 419 defa okunmuştur)
Arkadaşıma Tavsiye Et Yazıcı Çıktısını Al
Vadilerde, ovalarda şırıldayarak akan dereler vardır. O haliyle ondan elektrik elde edemezsin. Onun önüne bir bent çekmek gerekir. Bu bendin arkasında biriken sular gün gelir göle döner. Su seviyesi metrelerce yükselir ve işte o zaman bu kitle büyük bir enerji yüklenir. Bu enerji türbinlerden aşağı dökülürken elektrik enerjisine dönüşür. Elektriğin günümüzdeki önemini ise anlatmaya bilmem gerek var mı? Elektrik motorlarda hareket, lambalarda ışık, televizyonlarda ses, görüntü olur.

Bilgisayarlarda bilgiye dönüşür. Daha neler, neler olur. Bütün bunların sırrı suya kazandırılan potansiyel enerjide ve gerilimde gizlidir. Dolayısıyla daha önce nazlı nazlı akan su baş edilmez bir güce dönüşür ve aynı zamanda binbir maharet ve marifet kazanır. Eminim su bir barajla çevrilmeden önce kendisinde gizli bunca maharet ve kabiliyetlerin farkında bile değildi.

Ülkemizde nice baraj olabilecek yetenekte dere ne yazık ki keşfedilmeyi bekler. İnsanlarda bu dereler gibidirler. Eğer kabiliyetlerinin farkına varamazlarsa sıradan bir dere olarak kuruyup giderler. Üzerlerinde asla barajlar inşa edilmez. Evet, kendine ve hayatına değer veren her insan, kendinde gizli bulunan bu enerjiyi ve marifetleri açığa çıkarmak için çabalamalı, belki bu çabayı hayatının biricik gayesi haline getirmelidir. Tabiî ki eğer sıradanlıktan kurtulmak istiyorsa.

Eğer bu yeteneklerini kendi kendine bulmakta ve ortaya çıkarmakta zorlanıyorsa, o zaman ruhunda barajlar kuracak manevi mühendisleri aramaktan ve onlara müracaattan çekinmemelidir. İnsanlar hayatlarını en faydalı bir şekilde değerlendirmek istiyorlarsa; önce bu isteği içlerinde güçlü bir şekilde hissetmeli, sonra da bu isteği korumak ve artırmak için bir şeyler yapmalıdırlar.

Bu isteğin adına manevi gerilim diyebiliriz. Bu gerilimin adı; sevgidir, aşktır, taleptir, korkudur. Ama bu sıfatlar terakkinin olmazsa olmazlarıdır. Evet, manevi bir gerilim bizim terakkimiz için ön şarttır. Ama önce böyle bir gerilimin varlığından haberdar olmamız ve bunu kazanmak için bir şeyler yapmamız gerekir. Bu konuda yapılabilecekleri ise şöyle sıralayabiliriz;

1- Manasını düşünerek çokça Kur’an tilavet etmek. Zira; Kur’an’ın hem imanı kuvvetlendirici, hem de cennet ve cehennem tasvirleriyle, özendirici ve caydırıcı özelliÄŸi vardır. Yani insanda güçlü bir manevi gerilim oluÅŸturur.

2- Peygamber Efendimizin, sahabelerin ve geçmişte yaşamış salih, veli ve âlim zatların hayat hikâyelerini ve onların eserlerini okumak, dinlemek. Görsel olarak hazırlanmış VCD, DVD şeklindeki çalışmalardan yararlanmak. Çocukların eğitimi için de bu tür yayınlar gayet faydalıdır.

3- Dinamizm taşıyan dostlarla oturup kalkmak, onlarla mesaimizi artırmak. Bu zaman için faydası tartışılmaz bir yöntemdir. GeçmiÅŸte yaÅŸamış büyük İslam âlimleri genelde hep bu yoldan yetiÅŸmiÅŸlerdir. Kur’an bu meselenin önemi ile ilgili olarak; "Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Sadıklarla beraber olun" diye uyarır.

Evet, aÅŸkımızı ve talebimizi zinde tutabilmenin en kolay ve etkili yolu Kur’an’da "Sadıklar" olarak ifade edilen sıfattaki kiÅŸileri araÅŸtırmak, onları bulmak, sohbet ve derslerine devam etmektir.

4- Salihlerden oluşmuş bir cemaatle oturmak kalkmak, onlardan kopmamaya çalışmak.

5- Çok önemli bir tedbir de tamamen dünyaya yönelmiş, günahlardan korkmayan, ahiret hazırlığını kendine dert etmeyen insan ve topluluklardan arslandan kaçar gibi kaçmaktır.

İnsanları harekete geçiren şey duygularıdır. Bir şeyi sevmek ona karşı şiddetli bir meyil oluşturduğu gibi, bir şeyden nefret etmek veya ondan korkmak da şiddetli bir kaçınmayı beraberinde getirir. Bu sadece ahirete yönelik değildir. Dünya işleri de böyledir. Avrupa’da eğitim çocukların meyil ve sevgi duydukları branşlara göre yapılır. Zekâya göre değil. Yani çocuk fıtraten neye meyilli ise o işte başarı şansı son derece yüksektir. Yalnız çocuklar kendi meyillerini tespit edemezler. Çünkü onları etkileyen bir sürü başka duyguları devreye girer ve kendileri hakkında sağlıklı karar veremezler. Bunu eğitim otoriteleri sağlamalıdır.

Ahirete yönelmek ve orası için hazırlanmakta duyguların yardımı olmadan olmaz. O sebepledir ki Allah (cc) Kur’an’da, cenneti ve nimetlerini anlayabileceÄŸimiz ve ona karşı bir meyil, istek ve sevgi oluÅŸtu-rabileceÄŸimiz ÅŸekilde ince ayrıntılarına kadar tasvir etmiÅŸtir. Aynı ÅŸekilde korku duygusu da insanı harekete geçirmede sevgiden daha fazla etkilidir. Ve Kur’an cehennemi de özlü ifadelerle çok güzel tasvir eder ve ona karşı ÅŸiddetli bir kaçınma hissi uyandırır.

O sebeple Kur’an ve hadis-i ÅŸeriflerde tasviri yapılan cennet ve cehennem hakkında çok düşünmek gerekir. Ve çocuklarımızı da bu konularda iyice bilgilendirmeli ve ÅŸuurlandırmalıdır. Tasavvuf büyüklerine mahsus olan bazı özel halleri kendinde var sanıp da cennet için veya cehennemden korktuÄŸu için ibadet yapmak iyi deÄŸildir. O zaman cenneti de cehennemi de bilmeye gerek yok, ben sadece Rabbin rızası için ibadet ediyorum demek, ÅŸeytanın bir hilesi olabilir. Ayrıca, cenneti ve cehennemi küçük görmek veya görülmesine vesile olmak, Allah korusun insanı küfre de götürebilir. Dikkatli olmalıdır.

Bu ifadelerle ÅŸunu anlatmak istiyoruz ki Kur’an’daki cennet ve cehennem tasvirleri manevi gerilim oluÅŸumunda çok etkilidir. Bir ÅŸekilde bunların etkisinin azaltılmasına sebep olabilecek sohbetlerden kaçınmalı veya ehli tarafından bu sohbetler yapılmalıdır ki yanlış anlaşılmalara meydan verilmesin.

Manevi geriliminiz yüksek olsun diyerek sohbetimizi noktalayalım.

Allah’a (cc) emanet olun



184. uykucu - 2008-07-07 21:11:44
maşallah siten çok güzel çok emek harcadığın her halinden belli oluyor.Allah daim etsin.

183. nebil - 2008-06-28 20:19:22
Allah Dostlarından Tavsiyeler (1)
Salı, 24 Haziran 2008

Allah Dostlarından Tavsiyeler (1)

Allahın selamı hidayete tabi olanların üzerine olsun.


Pek aziz ve muhterem genç kardeşlerim, bu haftaki sohbetimizde Allah’ın veli kulları olan Gülistanı Muhammediyede yetişen, Bişr’i Hafi Hazretlerinin öğütlerine, tavsiyerine deyineceğiz.




Kıymetli kardeşlerim, veli, dost, sevgili, gibi manalara gelir. Evliyaulllah ise, yüce Allah’a cc. dost olanlardır. Said Bin Cübeyr (r.a.) rivayetle Efendimiz’e (s.a.v.), evliyaulllahın kimler olduğu sorulduğunda, kâinatın sultanı Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır;
’Onlar öyle kimselerdir ki, görüldüklerinde Allah zikrolunur, onları gören Allah’ı hatırlar.’ (Samiussagir.) İşte kardeşlerim, hadisi şerifimizin beyan buyurduğu gerçek şudur; Allah dostları, tavsiyeleri ve yaşantıları, yani halleri davranışları, bizlere daima Allah’ı cc. aklımıza getirir. Zira onlarda edep, hayâ, huzur, huşu ve tevazu alametleri dikkati çeker. Karşılaştığımızda ne yaparlar?, çok mütevazı bir şekilde hal ve hatırımızı sorarlar, bir sıkıntımızın bir problemimizin olup olmadığı öğrenirler, âlemlerin rabbi ile aramızın nasıl olduğunu sorup bize kulluğumuzu ve kulluk vazifelerimizi hatırlatırlar. Bu konuda gaflete dalmamamız için bize tavsiyelerde bulunurlar, ayrıca sıkıntılı isek bize dua ederler. Bu örnekleri ve onların hallerini anlatmakla bitiremeyiz. Gelin, biz de Bişr’i Hafi Hazretlerinin nasihatlerine kulak verelim. Yüce rabbimiz tesirini halk eylesin.Amin.

Bişr’i Hafi ( k.s.) hazretleri şöyle buyuruyor;

‘Kardeşlerim! Dün öldü, bu gün can veriyor. Yarın henüz doğmadı. Zamanın kıymetini biliniz.

Ömrünüzü boş işler peşinde harcamayınız. Şöhretten sakınınız. İnsanlar sizi bu gün överler, yarın ise söverler.

Kardeşlerim! Ölçünüz Allah cc. rızası olsun. Şükredin. Bütün azalarınızla şükrederek gerçek şükredenlerden olun.

Sadece dille şükreden kişinin şükrü az olur. Gözün şükrü bir hayır gördüğü zaman ibret almak. Şer gördüğü zaman ise örtmektir. Kulağın şükrü bir hayır işitirse onu ezberlemek, şer işitirse onu unutmaktır. Ellerin şükrü harama uzanmamaktır. Midenin şükrü helal yemek. Ayakların şükrü harama gitmemektir. Kim böyle yaparsa gerçek şükredenlerden olur.

Kardeşlerim!�Öfkelenmeyin. Öfke ve şehvet insanı küfre götürür. Kişi öfkesini yenmedikçe takva sahibi olamaz.

Kardeşlerim! Sabrediniz sabır güzeldir susmak sabırdandır. Makamların en yükseği fakirlige sabretmektir.

Kardeşlerim! Dünyada ve ahirette rahat etmek istiyorsanız kötü ahlak sahipleri ile görüşmeyiniz. Ey müminler nefsinizin kölesi olmayın.

Kıymetli genç kardeşlerim, yaz mevsimi olması hasebi ile sohbetimizi kısa tutuyoruz. Burada sohbetime son verir iken yukarıdaki atlatmaya çalıştığımız Bişri Hafi (k.s.) Hazretlerinin çok önemli bu tavsiyelerini hayatımıza nakşedelim inş.
Başka bir irfan meclisinde buluşmak ümidi ile vesselam.

Hizmetkâr


182. cumaali - 2008-06-26 13:20:13
2- ZİKİR VE ÂDABI. 1

Faziletli Olan Amelleri İşlemek. 1

Teşvik Ve Korkutma Ve Faziletler Hakkında Zayıf Hadislerle Amel Etmek. 1

Zikir Halkasında Oturmak. 2

Kalb Ve Dil İle Zikir Etmek. 2

Zikrin Fazileti Hangi Amellerle Kazanılır. 3

Çok Zikredenler Kimlerdir?. 3

Abdestsız Zikir Yapılması 4

Zikir Yapanın Takınacağı Tavır. 5

Zikir Yeri Nasıl Olmalıdır?. 6

Zikir Yapılmayan Yerler. 6

Zikirden Maksad Kalbin Huzurudur. 6

Belirli Vakitlerde Yapılan Zikirler. 6

Zikrin Arasına Giren İşler Ve Haller. 7

Zikrin Kabul Edilmesinin Şartı 7

Belli Bir Vakte Bağlı Olmaksızın Yapılan Zikrin Fazileti Hakkındaki Deliller. 7

Her Zaman Ve Her Yerde Yapılabilecek Dualar Ve Zikirler. 8








2- ZİKİR VE ÂDABI


Faziletli Olan Amelleri İşlemek


Bu ki, kendisine faziletli amellerden herhangi bir şey tebliğ edildiği zaman, o şeyin ehli olmak için, bir defa dahi olsa onunla insanın amel etmesi uygundur. Mutlak surette onu terk etmesi uygun değil; ondan müm­kün olanı yapmak gereklidir. Çünkü sıhhatında ittifak olan Peygamberin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şu hadîsi vardır.

"Size bir şey emrettiğim zaman, gücünüz yettiği kadar o şeyden yapın."[1]


Teşvik Ve Korkutma Ve Faziletler Hakkında Zayıf Hadislerle Amel Etmek


Hadîs âlimleri, fıkıh âlimleri ve diğer âlimler şöyle demişlerdir; Fazi­letlerle terğıb ve terhib (teşvik ve korkutma) konularında, hadîs uydurma olmadıkça zayıf hadîslerle amel etmek caizdir vemüstahabdır. Fakat ha­ram, helâl, aîış-veriş, nikâh, talak ve bunlardan başka konularda zayıf ha­dislerle amel edilmez; ancak sahîh yahud hasen hadîslerle amel edilir. O kadar var ki, ihtiyatı gerektiren bir yerde zayıf hadîsle amel edilebilir. Nitekim bazı şeylerin satışına yahud nikâha dair keraheti ifade eden zayıf hadîs­le ihtiyad bakımından amel edilir. Çünkü müstahab olan kerahetten ko­runmaktır; fakat bu vacib değildir.

Bu bülümü şu sebebden konu edindim; Çünkü bu kitabda hadîsler ge­lecektir. Onların sahîh, hasen yahud zayıf olduğuna işaret edeceğim ya­hud zühul veya başka bir sebebden sükût edeceğim. İstedim ki, bu kural, bu kitabın başlarında yerleşsin.


Zikir Halkasında Oturmak


Bil ki, zikir müstahab olduÄŸu gibi, zikir ehlinin halkasında oturmak da müstahabdir. Bu husustaki deliller birbirini takviye etmektedir. Bu delil­ler, inÅŸa-Allah yeri geldikçe gösterilecektir. Buna dair, İbni Ömer’in (Radı-yallahu Anhüma) naklettiÄŸi ÅŸu hadîs kâfi gelir;

2- Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur;

"Cennet bahçelerine uğradığınız zaman, otiaym (nasibinizi akn)" As-hab sordu; Yâ Resûlallah, cennet bahçeleri nedir? Hazreti Peygamber bu­yurdu;

"(Onlar) zikir halkalarıdır; çünkü Allah’ın gezip dolaÅŸan melekleri var­dır, onlar zikir halkalarını ararlar. Bu zikir halkalarına geldikleri zaman, onları kuÅŸatırlar.’’

3- Muaviye’den (Radiyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre, Resûlül-lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabından halka (çember) bir cemaat kar­şısında durup şöyle dedi;

"Niçin oturuyorsunuz?" Ashab; Oturduk Allah’ı zikrediyoruz, bizi İslâm’a ilettiÄŸinden ve İslâm’la bize ihsan buyurduÄŸundan O’na hamd edi­yoruz, dediler. Peygamber Salîallahu Aleyhi ve Sellem de şöyle buyurdu; "Ancak bu iÅŸ için oturduÄŸunuza Allah’a yemin eder misiniz? Dikkat edin, ben sizi suçlamak için size yemin verdirmiyorum; fakat bana Cibrîl gelip haber verdi ki, Allah sizinle beraber meleklere karşı övünüyor,"[2]

Ebû Saîd El-Hudrî ve Ebû Hureyre (Radıyallahu Anhüma) rivayet edil­diÄŸine göre her ikisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyur­duÄŸuna ÅŸahid olmuÅŸlardır;

"Allah’ı zikretmek için oturan bir toplumu muhakkak ki, melekler çevreler ve rahmet onları kaplar; üzerlerine huzur iner ve Allah Teâlâ bun­ları, kendi katında olanlara (meleklere) anlatıp över."[3]


Kalb Ve Dil İle Zikir Etmek


Zikir, hem kalb ve hem de dil ile olur. Zikrin en faziletlisi, her ikisiyle birlikte yapılanıdır. Kalb ve dilden birisiyle yapıldığı takdirde, kalb ile yapı­lan zikir, yalnız dil ile yapılandan daha faziletlidir. Sonra riya olur zannın­dan korkarak kalb ve dil ile birlikte zikri terk etmek uygun düşmez. DoÄŸru­su zikirle Allah rızasını gözeterek onu hem dil ve hem de kalb ile birlikte yapmaktır. Biz, Allah kendisine rahmet etsin, kitabın baÅŸlarından Fudayl’-dan anlattık ki, "insanlar için (görürler diye) ameli terk etmek riyâdir."

Eğer kişi, insanların kendisini murakabe etmesine bir kapı açarsa ve onların batıl zanlarının gelişinden kaçınırsa, o takdirde hayır kapılarının çoğunu kendisine kapamış ve dinin önemli işlerinden büyük bir kısmım aleyhine olarak kaybetmiş olur. Ariflerin yolu bu değildir.

5- Hazreti AiÅŸe’den (Radıyalîamı Anha) rivayet edildiÄŸine göre demiÅŸtir

"Namazdaki (yahud duadaki okuyuşunda) sesini yükseltme ve onda gizli de (okuyuş yapma, ikisi ortası olsun)." (Isrâ; 110) ayeti kerimesi, dua hakkında nazil olmuştur.[4]


Zikrin Fazileti Hangi Amellerle Kazanılır


Bil ki, zikrin fazileti tesbîh, tehlil, tahmîd, tekbîr ve [5] ve bunların benzerlerine bağlı değildir. Bunun doğrusu, Allah için iş yapan her itaatkâr, Allah Tealâ Hazretlerini zikredicidir. Saîd ibni Cübeyr (Radıyallahu Anh) ve diğer alimler böyle söylemişlerdir.

Atâ (Allah rahmet etsin) şöyle demiştir;

"Zikir meclisleri (toplantıları), helâl ve haramdan ibarettir; Nasıl sa­tın alırsın, nasıl satarsın, nasıl namaz kılarsın, nasıl oruç tutarsın, nasıl evlenirsin, nasıl boşarsm, nasıl hac yaparsın ve bunların benzeri şeylerdir."


Çok Zikredenler Kimlerdir?


Allah Tealâ Hazretleri şöyle buyurmuştur;

"Bütün müslim erkekler ve müslim kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, ibâdete devamlı erkekler ve kadınlar, sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevâzi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ka­dınlar, Allah’ı zikreden erkekler ve kadınlar... (iÅŸte) Allah bunlara büyük bir maÄŸfiret ve mükafat hazırlamıştır."[6]

6- Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre Resûlüllah (Sallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuÅŸtur;

"Müferridûn (her hallerinde Allah’ı zikredenler), öne geçmiÅŸlerdir."

Sahabîler dediler ki, müferridûn kimlerdir? ya Resûlallah? Resûlüllah; "Al­lah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlardır." buyurdu.[7]

Bil ki, yukarda geçen Ahzab sûresinin 35. ayeti kerimesinin anlamı üzerinde, bu kitab sahibinin önemle durması gerekir. Bunun manasının tefsirinde ihtilâfa düşülmüştür. İmam Ebu’l-Hasen, İbni Abbas’dan (Radı­yallahu Anhüma) rivayetinde der ki, Allah’ı zikirden murad, namazlar sonunda, sabah ve akÅŸam, yataklarda, uykudan her uyarımca, evden sabah çıkıp akÅŸam dönüşte Allah’ı zikredenlerdir.

Mücahid de şöyle demiÅŸtir; Bir kimse, ayakta iken, otururken ve ya­tarken Allah’ı anmadıkça "Allah’ı çok zikreden erkeklerden ve kadınlardan" olmaz.

Atâ’ demiÅŸtir ki, beÅŸ vakit namazların haklarını gözeterek onları kılan kimse, "Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar" hükmüne girer.

7- Ebû Saîd El-Hudrî (Radıyallahu Anh) hadîsinde, Resûlüllah Sal-lallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduÄŸu varid olmuÅŸtur;

"Bir adam, geceleyin hanımını uyandırıpta beraber iki rekât namaz kılsalar (yahud herbiri iki rekât namaz kilsa ÅŸeklinde ravinin ÅŸekki var­dır), Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar arasına yazılırlar."Bu, meş­hur bir hadîstir.â€?[8]

Büyük İmam Ebû Amr ibni’s-Salah’dan (Allah ona rahmet etsin) sorul­du ki, Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlardan olmanın miktarı nedir? Dedi ki;

"Peygamberden sabit olan zikirleri, sabah-akÅŸam, gece-gündüz, deÄŸiÅŸik .durumlarda ve bütün vakitlerde devam etmektir. Bu zikirler de, hadîs kitab-Iarının özel bölümlerinde "Gece ve gündüz yapılacak zikir ve dualar" baş­lıkları altında toplanmıştır. Bunlara devam edenler, "Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar" dan olurlar; daha doÄŸrusunu Allah bilir.


Abdestsız Zikir Yapılması


Âlimler, abdestsiz, cünüb, hayız ve nifas halinde olanların hem dil ile, hem de kalb ile zikir yapmalarının cevazında ittifak etmiÅŸlerdir. Bu zikirler de, tesbîh (sübhânellah), tehlîl (lâilâhe illallah), tahmîd (Elhamdü lillâh), tekbîr (Allahu Ekber), Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e salât (Al-lahümme Salli Alâ Muhammed), dualar ve bunların benzerleridir. Ancak Kur’an okumak, cünüb olanlara, hayiz ve nifas halinde bulunan kadınlara haramdır. Bunlar, isterse az veya çok okusun, isterse âyetin bîr kısmını okusunlar, hüküm aynıdır. Bu kimselerin, telâffuz etmeksizin Kur’ân’i kalbden geçirmeleri caiz olduÄŸu gibi, mushafa bakmak caizdir.

İmamlarımız şöyle demişlerdir.; Musibet ve felâket anlarında, cünüb ve hayız olanların

"înnâ lillâhi ve inna ileyhi râciûn

"Biz, Allah’dan geldik ve O’na döneceÄŸiz."[9] demeleri ve vasıtaya binme zamanında;

"Sübhânellezî sahhara lenâ hazâ ve mâ künnâ lehû mukrinîn"

"Bu vasıtayı bizim hizmetimize veren, noksanlıklardan münezzehtir; biz buna güç yetirenler değiliz."[10] ve dua yerinde;

"Rabbena Âtinâ fiddünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneten ve kmâ azâbennâr

Rabbimiz, bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateÅŸ azabından koru,"[11] demeleri caizdir; bu okuyuÅŸlarla Kur’am kasdetme-dikleri takdirde... Yine cünüb ve hayız olanlar, Kur’am kasdetmedikleri zaman, "Bismillah" ve "Elhamdü lillah" diyebilirler; zikri kasdetseler de, hiç bir kasıdları olmasa da eÅŸittir, Kur’ân’ı kasdetmedikçe günahkâr olmazlar. OkunuÅŸu neshedilen (kaldırılan) âyeti okumaları caizdir. Meselâ; "EÅŸÅŸeyhu veÅŸÅŸeyhatü izâ zeneyâ fercümûhümâ

Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina yaparsa, onları recmediniz." gibi...

Bunlar, Kur’am kasdetmiyerek bir insana; "Huzi’lkitâbe bikuvvetin"

Kitabı kuvvetle al."[12]

Yahud;

"Udhulûhâ biselâmin âminin’’

Girin oraya selâmet ve güven içinde oiarak."[13] demeleri haram olmaz.

Cünüb ve hayız olanlar, su bulamadıkları zaman teyemmüm ederler ve böylece Kur’an okumaları caiz olur. Bu teyemmümden sonra abdesti bozan hal olursa, onların kur’an okumaları haram olmaz. Nitekim gusül yaptıktan sonra abdesti bozulan kimsenin Kur’an okuyabilmesi de böyledir. (Ancak bu durumlarda Kur’ana yapışılmaz. Kur’ana tutmak için taharet (abdestli) üzere bulunmak ÅŸarttır.) sonra, ister yolculuk halinde ve ister ikâmet halinde olsun, suyun yokluÄŸundan dolayı teyemmüm olmasında bir fark yoktur; teyemmümden sonra (cünüb ve hayız) Kur’an okuyabi­lir, teyemmüm arkasından abdesti bozulsa bile...

İmamlarımızdan biri demiÅŸtir ki, (Cünüb veya hayız) eÄŸer ikâmet ha­linde ise (seferi durumda deÄŸilse), bu teyemmümle namaz kılar ve ancak onunla namazda kur’an okuyabilir; namaz dışında Kur’an okuması caiz deÄŸildir. Fakat bunun doÄŸrusu, yukarda söylediÄŸimiz gibi her iki halde de Kur’an okumanın caiz olmasıdır; çünkü teyemmüm gusül yerindedir.

EÄŸer cünüb olan kimse teyemmüm etse ve sonra su görse, o suyu kullan­ması (onunla gusletmesi) gerekir. Çünkü gusletmedikçe ona Kur’an okuma haram olduÄŸu gibi, cünub olana haram olan her ÅŸey buna da haram olur.

EÄŸer bu kimse teyemmüm edip namaz kılsa ve Kur’an okusa, sonra abdestsizlikten yahud baÅŸka bir farzdan dolayı yahud bunlardan baÅŸka bir iÅŸ için teyemmüm etse, Kur’an okumak ona haram olmaz.

Sahîh ve muhtar olan mezheb budur; fakat bir kısım âlimlerimizin bu­rada ayrı bir görüşü vardır ki, o da Kur’an okumasının haram oluÅŸudur. Bu görüş zayıftır. Ancak bir cünüb su bulamadığı gibi, teyemmüm ede­cek toprak cinsi bulamazsa, bulunduÄŸu hal üzere, vakte hürmet için na­maz kılar; fakat namaz dışında Kur’an okumak ona haram olur, namaz İçinde de, Fatiha sûresinden ziyade okuması da haramdır.

Bu durumda olan kimsenin Fatiha okumasının haram olup olmadığı hususunda iki görüş vardır. Bu iki görüşten sahîh olanı Fatiha sûresinin okunması haram deÄŸil, vacibdir. İkinci görüşe göre, Fatiha’yı okumak haramdır; ancak Kur’an okuyamayan bir kimsenin söyleyebildiÄŸi zikirler yapılır.

Konumla ilgili olduğu için bu fıkıh meselelerim burada Özet olarak anlattım; yoksa fıkıh kitablarında delillere dayalı daha bir çok tamamla­yıcı bilgiler vardır, daha iyisini Allah bilir.


Zikir Yapanın Takınacağı Tavır


Zikir yapanın en mükemmel vasıfları takınması gerekir; Bir yerde otu-ruyorsa, kıbleye yönelir. Başını eğerek sükûnet ve vakarla, huzur ve huşu ile oturur. Eğer bu hallere riayet etmeyerek zikir yapılırsa caizdir ve bunu yapan hakkında bir kerahet olmaz. Fakat özürsüz olarak böyle bir dav­ranışla en faziletli hal terk edilmiş olur. Bu hususta kerahet olmadığına delil, Allah Tealâ Hazretlerinin şu âyetidir;

"Gerçekten göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün deÄŸiÅŸip durmasında, akıl sahibleri için (Allah’ın kudret ve azametine delâlet eden büyük niÅŸanlar ve) alâmetler vardır. Ayakta iken, otururken, yatarlar­ken Allah’ı zikredenler ve göklerle yerin yaratılışı üzerinde düşünen­ler.. .â€?[14]

8- Hazreti Aişe (Radıyallahu Anha) şöyle demiştir;

"Ben hayız halde iken, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kucağı­ma yaslanıp Kur’an okurdu."[15] Bir rivayette de; "Ben hayız iken, Pey­gamberin başı kucağımda idi." ÅŸeklindedir.[16]

Yine Hazreti Aîşe’den (Radıyallahu Anha) şöyle dediÄŸi nakledilmiÅŸtir; "Ben divan üzerine yaslanırken (yatarken) hizbimi [17]adet edindiÄŸim ez-kârımi) okurum."


Zikir Yeri Nasıl Olmalıdır?


Zikir yapılan yerin, insanı meÅŸgul edecek ÅŸeylerden boÅŸ olması ve te­miz bulunması gerekir. Çünkü bu, anılana (Allah’a) ve zikre hürmet ba­kımından daha büyük saygı, ifâde eder. Bunun için, mescidlerde ve ÅŸe­refli yerlerde zikir övülmüştür.

Büyük İmam Ebû Meysere’den (Radıyallahu Anh) nakledildiÄŸine gö­re şöyle demiÅŸtir; "Allah Teâlâ, ancak pâk yerde zikredilir"

Zikir yapanın ağzının da temiz olması uygundur; eğer ağzında deği­şiklik varsa, onu misvak (fırça) ile temizler. Bedeninde veya ağzında pis sayılan bir şey varsa, onu su ile yıkayarak giderir. Böyle bir halde zikir yapmak mekruh ise de haram değildir.

AÄŸzında (İçki gibi) pislik varken Kur’an okumak mekruhtur. Haram olduÄŸu hususunda iki görüş var; sahîh olanı haram olmayıştır.


Zikir Yapılmayan Yerler


Bil ki, zikir, şeriatın istisna ettiği haller dışında bütün ahvalde iyidir. Zikirlerin bablarında geleceklere bir işaret olmak üzere biz burada bir kıs­mını anlatacağız. Zikrin yapılmaması gereken yerler;

Büyük-küçük abdest bozarken, cinsî münâsebet halinde iken, hatibin sesini duyan kimse için hutbe okunurken, namaza durulduÄŸu zaman an­cak Kur’anla meÅŸgul olunur; meÅŸru olan dualardan baÅŸkası namazlarda yapılmaz (yalnız rükû ve secdesi olmayan cenaze namazında yapılabilir), uyku bastırmışken zikir yapmak mekruhtur. Yolda ve hamamda mekruh olmaz. Daha doÄŸrusunu Allah bilir...


Zikirden Maksad Kalbin Huzurudur


Zikirden maksad, kalbin huzurudur (kimin huzurunda ne yaptığını bil-mesidir). O halde zikir yapanın maksadı bu olmalı ve bunu elde etmeye düşkün bulunması gerekir. Zikir sözlerinin mânâ ve lafızları üzerinde dü­şünmeli ve mânâsını anlamalıdır. Kur’an okumakta mânâyi anlamak ge­rekli olduÄŸu gibi, zikirde de bu gereklidir; çünkü ikisi de maksud olan ibâdet manasında müşterektirler. Bundan dolayı sahîh olan muhtar mez-hebde, zikir yapan kimsenin "Lâ İlahe İllallah "daki "Lâ" yi uzatması müstahab kabul edilmiÅŸtir; çünkü burada mânâyı düşünmek vardır. (Hayır, hayır, asla... Allah’dan baÅŸka ibâdet edilecek bir ilâh yoktur, ÅŸeklinde dü­şünülüp bilinmelidir.) Allah daha iyisini bilir.


Belirli Vakitlerde Yapılan Zikirler


Bir kimsenin gece yahud gündüz vaktinde yahud namaz sonunda ya hud herhangi bir halde zikirden bir vazifesi var da, onu yapmaya imkân bulamayıp kaçırmış olursa, onu ihmal etmeksizin imkân bulduğu zaman yerine getirmelidir. Çünkü o zikre devamı âdet edindiği zaman, onu ka­çırmak için bir sebeb çıkarmaz. Fakat onu kaza etmekte gevşeklik yapar­sa vaktinde de o zikri kaçırması kolaylaşmış olur.

9- Ömer İbni’l-Hattab (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden rivayet edil­gine göre demiÅŸtir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurmuÅŸtur;

"Kim okumasını âdet edindiÄŸi zikrini yahud ondan bir kısmını (gece­leyin yerine getirmeyip) uyur da sonra onu, sabah namazı ile öğle namazı arasında okursa, geceleyin onu okumuÅŸ gibi kendisine sevab yazılır."’[18]


Zikrin Arasına Giren İşler Ve Haller


Zikir yaparken ânz olan hallerde, bu haller sebebiyle kişinin zikrini kesmesi iyi olur. Sonra engel durum ortadan kalkınca zikrine devam eder. Ânz olan hallerden bir kısmı şunlardır;

Kendisine selâm verildiği zaman, selâma karşılık verir ve sonra zikre döner. Yanında bir kimse aksırıpta "Elhamdü Lillâh" dediği zaman ona cevab olarak "Yerhamukellah" der sonra zikre döner. Cuma hutbesinin okunduğunu işittiği zaman, zikrini kesip onu dinler. Müezzinin ezan ve ikâmetini işittiği zaman, ona icabet eder (müezzinin kelimelerini tekrar­lar), sonra zikre döner. Kötü bir şey gördüğü zaman onu giderir yahud iyi bir işe delâlet edip onu yapar yahud bir şey öğrenmek isteyene cevab verir, sonra zikre döner. Yine uyku bastırdığı zaman yahud buna benzer çeşitli durumlar olduğu zaman hepsinde aynı şekilde hareket eder.


Zikrin Kabul Edilmesinin Şartı


Namazda ve namazın dışında meşru olan zikirler, ister vacib olsun­lar, ister müstahab olsunlar, kendi nefsine duyuracak kadar bir sesle te­lâffuz edilmedikçe, bunlar sayılmaz ve hesab edilmezler; ancak zikrede­nin kulağı sağlam olup bir arızası bulunmamalıdır.


Belli Bir Vakte Bağlı Olmaksızın Yapılan Zikrin Fazileti Hakkındaki Deliller


Allah Tealâ şöyle buyurmuştur;

"Kulun Allah’ı zikretmesi, diÄŸer her ÅŸeyden daha büyüktür. "[19]

"İbâdetle beni zikredin, ben de size sevabım vereyim."[20]

"O Yûnus (peygamber) eğer tesbîh edenlerden olmasaydı, insanların öldükten sonra dirileceği (kıyamet) gününe kadar balığın karnında bekliyecekti."[21]

"(Melekler) gece gündüz (Allah’ı) tesbîh ederler, bıkmazlar. "[22]

"Allah’ı zikir her ÅŸeyden daha büyüktür." mealindeki âyeti kerime­yi, müfessirler ÅŸu manalarla tefsir etmiÅŸlerdir;

1- "Kulun Allah’ı zikretmesi, diÄŸer bütün ÅŸeylerden daha büyüktür ve daha faziletlidir."

2- Katâde (Radıyallahu Anh) demiştir ki, bunun mânâsı "Allah"m zikrinde daha faziletli bir şey yoktur." demektir.

3- İmam Ferra’ ve İbni Kuteybe ÅŸu manayı vermiÅŸlerdir.

"Allah’ı zikir, tesbîh ve tehlîldir. Bu da, kötü ve çirkin iÅŸlerden alı- . koyma bakımından en büyük ÅŸeydir."

4- İmam Vakıdî’nin naklettiÄŸine göre, İbni Abbas (Radıyallahu An-hüma) ÅŸu mana ile tefsîr etmiÅŸtir; "Allah’ın seni zikretmesi (mükâfatlan­dırması), senin onu zikretmenden daha büyüktür."

Bu tefsirlerden anlaşılıyor ki, zikrin iki yönü vardır. Birisi kulluk gö­revi bakımından esas olan zikirdir. Kul için, gerçek manada Allah’ı anıp onu yüceltmesinden daha büyük bir fazilet olamaz. DiÄŸeri de, yapılan bu zikir karşısında Allah’ın vereceÄŸi mükâfattır ki, bundan daha büyük bir ÅŸey olamaz. Nitekim bir kudsî hadîste şöyle varid olmuÅŸtur;

"Kulum beni, kendi nefsinde zikredince, ben de onu zâtımda zikre­derim (onu, mükâfatlandırırım). Beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu, kendilerinden daha hayırlı olan toplulukta (melekler topluluÄŸun­da) anarım." (Sarih ibni Allân’dan özet).


Her Zaman Ve Her Yerde Yapılabilecek Dualar Ve Zikirler


10- Ebû Hüreyre’den (Abdurrahman ibni Sahr’den Radıyallahu Anh) otuz kadar ifade ile nakledildiÄŸine göre demiÅŸtir ki, Peygamber Sallalla­hu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu;1’ İki söz vardır ki onlar dile hafiftir­ler, terazide ağırdırlar; Rahman olan Allah’a sevimlidirler; (Bunlar;Sübhânelîâhi ve bihamidihî, SübhâneHâhil’azîmi)

"Allah’a hamd ederek O’nu noksanlıklardan tenzih ederim, Yüce Al­lah’ı tenzih ederim."[23]

11- Ebü Zer’üen (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiÄŸine göre şöyle demiÅŸtir; Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu;

"Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah’a en sevimli olan söz; (Sübhânelîâhi ve bihamdihî) dir." ve bir rivayette, de; Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e soruldu, hangi söz daha faziletli­dir? Peygamber buyurdu; "Allah Tealâ’nın melekleri için yahud kulları için seçtiÄŸi ÅŸu sözdür; Sübhânelîâhi ve bihamdihî (Allah’a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim).[24]

12- Semüre b. Cündeb’den rivayet edildiÄŸine göre, Resûlüllah Sallal­lahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuÅŸtur;

"Allah katında sözlerin en sevimlisi dörttür; Sübhânelîâhi, Elhamdü-lillâhi, Lâ ilahe iUallâhu, Allahu Ekber. Bunlardan hangisi ile (Zikre) baş larsan zarar vermez."[25]

Sübhânellah; Allah noksanlıklardan münezzehtir. Elhamdü Lillâh; Bütün hamdler (övgüler) Allah’a mahsustur. Lâ İlahe İllallah; Allah’dan baÅŸka mâbud (ilâh) yoktur. Allahu Ekber; Allah her ÅŸeyden yüce ve büyüktür. 13- Ebû Mâlik El-EÅŸ’ârî’den rivayet edildiÄŸine göre demiÅŸtir ki, Peygam­ber Sallallahu Aleyhi ve Seîlem şöyle buyurmuÅŸtur;

"Temizlik îmânın yansıdır; Elhamdü Lillâh (Hamd Allah’a mahsus­tur), sözü teraziyi doldurur; Sübhânellah (Allah noksanlıklardan münez­zehtir) ve Elhamdü Lillâh, sözleri göklerle arz arasını doldururlar (yahud doldurur)."[26]

14- Aynı kitabda müminlerin annesi Cüveyriyye’den (Radıyallahu An-ha) rivayet edilmiÅŸtir;

Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir sabah vaktinde sabah na­mazı için Cüveyriyye’nin (Radıyallahu Anha) yanından çıktı; Cüveyriyye de namazgahında oturuyordu, (zikrediyordu. Sonra Cüveyriyye aynı na­mazgah üzerinde otururken (zikrederken) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kuÅŸluk vakti (eve) dönmüş oldu. Bunun üzerine Peygamber efen­dimiz hanımına şöyle buyurdu;

"Bugün senden aynlalı beri hep bu hal üzere mi durdun?" Cüveyriyye;

- Evet, dedi. Buna karşılık Hazreti Peygamber;

"Ben senden sonra üç kerre dört kelime söyledim ki, eğer senin gün boyu söylediklerinle onlar tartılaydı, söylediklerine ağır basardı. (Üç kerre söylediğim sözler şunlardır);

(Sübhânellâhi vebihamdihî, adede haîgıhî ve rızâ nefsihî ve zînete arşihî ve midâde kelimâtihî).

(Allah’ın yaratıklarının sayısınca, Allah’ı noksanlıklardan tenzih ve O’na hamd ederim.

Allah’ın zâtının razı olacağı kadar, Allah’ı noksanlıklardan tenzih ve O’na hamd ederim.

Allah’ın arşının ağırlığınca, Allah’ı noksanlıklardan tenzîh ve O’na hamd ederim.

Allah’ın kelimelerinin miktannca, Allah’ı noksanlıklardan tenzîh ve O’na hamd ederim.)

Bir rivayette de şöyledir;

"Sübhânellâhi adede halgıhî, sübhânellâhi nzâ nefsihî, sübhânellâhi zînete arşihî, Sübhânellâhi midâde kelimâtihi).

(Allah’ın yaratıklarının sayısınca Allah’ı tenzih ederim, Zâtının rızâsın-ca Allah’ı tenzih ederim, ArÅŸ’ımn ağırlığınca Allah’ı tenzih ederim, kelime­lerinin mıkdarınca Allah’ı tenzih ederim.[27]

15- (Hazreti Peygamberin, müminlerin annesi Cüveyriyye’ye Radiyalia-hu Anha - öğrettiÄŸi) o sözlerin lâfzı ÅŸudur;

"Dikkat et, o söyleyeceğin sözleri sana öğreteyim;

"Sübhânellâhi adede halkını, Sübhânellâhi adede halkıhî, Sübhânellâhi adede halkıhî"

(Mahlûkatının sayıysmca Allah’ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç de­fa...

"Sübhânellâhi rıdâ nefsihî, Sübhânellâhi ndâ nefsihîT Sübhâneîlâhi ndâ nefsihî"

(Zâtının nzâsınca Allah’ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa...

"Sübhânellâhi zînete Arşihî, Sübhânellâhi zînete Arşihî, Sübhânellâhi zînete Arşihî"

(ArÅŸ’m ağırlığınca Allah’ı noksanlıklardan tehzîh ederim), üç defa...

"Sübhânellâhi midâde kelimâtihî, Sübhânellâhi midâde kelimâtihî, Sübhânellâhî midâde kelimâtihî"

(Kelimelerinin mikdarınca Allah’ı noksanlıklardan tenzîh ederim), üç defa..."[28]

16- Yine Ebû Hüreyre’den rivayet edildiÄŸine göre demiÅŸtir ki, Peygam­ber Saîlallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuÅŸtur;

(Sübhânellahi velhamdü lillâhi velâ ilahe illallâhu vallâhu ekber) (Allah’ı teÅŸbih ederim, Allah’a hamd olsun, Allah’dan baÅŸka ilâh yok­tur ve Allah her ÅŸeyden büyüktür) desem, bu benim için güneÅŸin üzerine doÄŸduÄŸu her ÅŸeyden (bütün varlıklardan) daha sevimlidir."[29]

17- Ebû Eyyûb El-Ensarî (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden nakledildi­ğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur;

"Şu sözleri on kerre söyleyen kimse, İsmâîl (Aleyhisselâm) evladın­dan dört kişiyi âzât etmiş gibi olur (o kadar sevabı kazanır);

"La ilahe illallahu vahdehû lâ ÅŸerîke hhülmülkü ve îehülhamdü ve hüve alâ külli ÅŸey’in kadirâ€?

(Allah’dan baÅŸka ilâh yoktur, yalnız. O vardır, ortağı yoktur. Mülk O-nundur, hamd O’nundur ve O, her ÅŸeye kadîrdir.)[30]

18- Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre, Re-sûllüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu; "Kim bir günde yüz defa;

"Lâ ilahe illallâhu vahdehû, lâ ÅŸerike leh, lehülmülkü ve lehüîhamdü ve hüve alâ külli ÅŸey’in kadîr"

(AHah’dan baÅŸka ilâh yoktur; yalnız O vardır. O’nun ortağı yoktur. O’nundur Mülk, O’nundur hamd. O, her ÅŸeye kadirdir), derse, onun için âzâd edilen on köle sevabı olur, ona.yüz iyiliÄŸin sevabı yazılır ve ondan yüz günah silinir ve o gün akÅŸamına girinceye kadar ÅŸeytandan korunması­na vesile olur. Bu kimsenin söylediklerinden daha faziletlisini hiç kimse getirmiÅŸ olmaz; ancak ondan daha fazla olarak (bu sözleri) söyleyen müs­tesna..."

Yine Peygamber (Aleyhissalâtü vesselam) buyurdu; "Kim günde yüz kerre;

"Sübhânellahi ve bihamdihî

(Allah’a hamd ederek O’nu noksanlıklardan tenzih ederim) derse, günahları deniz köprükleri kadar olsa bile hepsi silinir. "[31]

19- Cabir b.Abdullah’dan (Radıyallahu Ânhüma rivayet edildiÄŸine gö­re, Cabir demiÅŸtir ki, Resûlüllah sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle bu­yurduÄŸunu iÅŸittim;

Zikrin en faziletlisi, "Lâ ilahe illallah" (Allah’dan baÅŸka hiç bir ilâh yoktur), sözüdür."[32]

20- Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyîe buyurmuşur;

"Rabbını zikreden kimse ile O’nu zikretmeyenin durumu, ölü ile diri gibidir. "[33]

Zikir yapan insan, hayat nuru ile nurlanmış ve hayırlı işleri işlemeye güç kazanmıştır. İç alemi de manevî duygu ve hasletlerle aydınlaşmış halde­dir. Zikirden mahrum olan kişi, haşarata yem olan ölü bir ceset gibidir. Hem duygusuzdur, hem de nursuzdur.

21- Sa’d b.Ebi Vakkas’dan )Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre şöyle demiÅŸtir;

Bir Bedevi, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelip dedi ki, Ba­na söyleyeceÄŸim bir söz öğret. (Buna cevaben Peygamber) buyurdu;

"(Şunu) söyle;

"Lâilâhe illallâhu vahdehû , lâ ÅŸerîke lehû, Aîiahu ekberu kebıra, vel­hamdü lillâhi kesîra, ve sübhânellâhi rabbi’l-âlemin. Lâ havle velâ kuv­vete illâ billâhi’l-azîzi’l-hakîm."

(Allah’dan baÅŸka ilâh yoktur; yalnız O vardır. Allah’a çok hamd ol­sun, Alemlerin Rabbı olan Allah bütün noksanlıklardan münezzehtir. İbâ­det etmekte güç ve günahtan sakınmada kuvvet ancak Azîz, Hakîm olan Allah iledir.)"

A’rabî (Bedevi) dedi ki, bu sözler benim Rabbim içindir, benim için hangisi? (Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu; "(Åžunu) söyle;

"AllâhümmeÄŸfir lî verhamnî, vehdinî, verzuknî." (Allah’ım! Beni bağışla, bana merhamet et, bana hidâyet ver, bana rızık ver)."[34]

22- Sa’d b, Ebî Vakkas (Radıyallahu Anh) şöyle anlatmıştır;

Biz, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yanında idik. şöyle bu­yurmuÅŸtu; "Siz, hergün bin hasene (sevab) kazanmaktan acizmisiniz?’’ Meclisinde oturanlardan biri sordu;

- Bin hasene (sevab) nasıl kazanılır? Peygamber (s.a.v) buyurdu; "İnsan yüz teşbih (Sübhanellah) yapar da ona bin hasene yazılır ya-hud ondan bin günah düşürülür."[35]

23- Ebû Zerr’den (Radıyallahu Ânh) rivayet edildiÄŸine göre, Resûlül­lah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuÅŸtur;

"Sîzden her birinizin âzâlan (organları) üzerinde bir sadaka (vermek) vardır; Her tesbîh bir sadakadır, her hamd bir sadakadır, her tehlîl (lâ ila­he illallah) bir sadakadır, her tekbîr (Allanu Ekber) bir sadakadır, iyiliği emretmek bir sadakadır, kötülükten alıkoymak bir sadakadır. Bunların hepsine de kuşlukta kılacağın iki rekât namaz kifayet eder."[36]

24- Ebû Musa El-EÅŸ’ari’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine gö­re, demiÅŸtir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu;

"Cennet hazinelerinden bir hazine edinme yolunu sana göstereyim mi?" Ben, evet (göster) ya Resûlallah, dedim. Şöyle buyurdu;

"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh"

(İbâdete güç yetirmek ve günahlardan korunmak ancak Allah’ın kuv­veti iledir), söyle."[37]

25- Sa’d b. Ebi Vakkas dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre, kendisi Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte bir hanımın ya­nına vardı ki, onun önünde teÅŸbih çekmekte olduÄŸu çakıl yahut çekirdek taneleri vardı. Hazreti Peygamber ona şöyle buyurdu;

"Dikkat et ey hanım! Sana şu yaptığından daha kolay yahud daha faziletli olan şeyi bildireyim mi?" dedi. Sonra buyurdu (Şöyle dersin);

"Sübhânellâhi adede mâ haleka fissemâi, Sübhânellâhi adedemâ haleka fi’larzı, Sübhânellâhi adede mâ beyne zâlike, Sübhânellâhi adede mâ hüve hâlikûn.

(Gökte yarattığı ÅŸeyler sayısınca Allah’ı noksanlıklardan tenzih ede­rim, yerde yarattığı ÅŸeyler sayısınca Allah’ı tenzih ederim, semâ ile arz ara­sında olanlar sayısınca Allah’ı tenzih ederim, yaratacağı ÅŸeyler sayısınca Allah’ı tenzih ederim. Allahu Ekber de bunun gibi, Elbamdü Lillâh da bunun gibi, Lâ ilahe illallah da bunun gibi, Lâ havle velâ kuvvete illâ bil­lâh bunun gibi), (söylersin)."

Yani; ALLAHÜ EKBER ADEDE MÂ HALEKA FİSSEMÂİ, ALLAHÜ EKBER ADEDE MÂ HALEKA FİL’ARZI, ALLAHÜ EKBER ADEDE MÂ BEYNE ZÂLİKE, ALLAHÜ EKBER ADEDE MÂ HÜVE HÂLİKUN.

ELHAMDÜ LİLLÂH ADEDE MÂ HALEKA FİSSEMÂİ, ELHAMDÜ LİLLÂH ADEDE MÂ HALEKA FİL’ARZİ,

ELHAMDÜ LİLLÂH ADEDE MÂ BEYNE ZALİKE, ELHAMDÜ LİLLÂH ÂDEDE MÂ HÜVE HÂLÎKUN.

LÂ İLAHE İLLALLAH ADEDE MÂ HALEKA FİSSEMÂİ, LÂ İLAHE İLLALLAH ADEDE MÂ HALEKA FİL’ARZI, LÂ İLAHE İLLALLAH ADEDE MÂ BEYNE ZÂLÃŽKE, LÂ İLAHE İLLALLAH ADEDE MÂ HÜVE HÂLİKUN.

LÂ HA VLE VE LÂ KUVVETE ADEDE MÂ HALEKA FİSSEMÂİ, ’ LÂ HA VLE VE LÂ KUVVETE ADEDE MÂ HALEKA FİL ’ARZI, LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE ADEDE MÂ BEYNE ZÂLİKE, LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE ADEDE MÂ HÜVE HALİKUN. ÅŸeklinde söylenerek taÅŸ ve çekirdek benzeri ÅŸeylerle saymaya gerek kalmaz. Tirmizî demiÅŸtir ki, bu hadîs Hasen’dir.[38]

26- Muhacirlerden sahabiye Yüseyre hanımdan rivayet edildiğine gö­re, "Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem kadınlara (Tekbîr, Takdîs, Tesbîh) ve Tehlîl getirip bunları gözetmeyi (ihmal etmemeyi) ve parmak uçları ile saymalarını (böylece zikir sayısını doldurmalarını) emretmiştir; çünkü parmaklar ve (bütün iş organları) yapılanlardan sorumludurlar ve yapılan işleri haber vermek için konuşturulurlar), buyurdu. "[39]

27- Abdullah b.Ömer’den (Radıyallahu Anh) hasen bir isnadla riva­yet edildiÄŸine göre Abdullah (Radıyallahu Anh) şöyle demiÅŸtir; "Ben, Re-sûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in parmak bitiÅŸtirerek Tesbîh yaptı­ğını gördüm." Bir rivayette de; "SaÄŸ eliyle (parmak bitiÅŸtirip teÅŸbih yap­tığını gördüm)." ÅŸeklindedir.[40]

28- Ebû Sa’îd El-Hudrî’den (Radiyalîahu Anh) rivayet edildiÄŸine gö­re, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuÅŸtur;

"Kim ki; (Rab olarak Allah’a, dîn olarak İslâm’a ve Resul olarak Mu-hammed’e razı oldum) derse, ona Cennet vâcib olmuÅŸtur.[41]

29- Sahabî Abdullah b. Büsr’den (Radıyallahu Anh) rivayet edilmiÅŸtir; "Bir adam dedi ki; Ya Resûlallah! İslâmm hükümleri bana çok gel­mektedir; bana bir ÅŸey bildir de, ben ona baÄŸlanayım, tutunayim. dedi.

Bunun üzerine Hazreti Peygamber ona şöyle buyurdu; Dilin devamlı olarak (daima) Allah Tealâ’yı zikirden ıslak kalsın."[42]

30- Ebû Sa’îd El-Hudrî’den rivayet edilmiÅŸtir;

"ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e soruldu; Kıyamet gününde, Allah Teâlâ katında derece bakımından en faziletli ibâdet hangisidir? Pey­gamber (s.a.v);

Allah’ı çok zikredenlerdir, buyurdu. Ben dedim ki;

Ya Resûlallah! Azîz ve Yüce olan Allah yolunda savaşan gaziden de mi (daha üstündürler)? Peygamber (s.a.v);

EÄŸer gazi, kılıcı ile kılıcı kınlıncaya ve kanla bulaşıncaya kadar kâfirlere ve müşriklere kılıcı ile vuraydı, Allah’ı zikredenler yine ondan daha faziletli olurdu, buyurdu."[43]

[Allah yolunda cihad üzere bulunan kimsenin kalbi de zikir ile meÅŸgul ise, yalnız zikir halinde bulunanlardan derece bakımından daha üstün olur. İhlâs ile ve kalb huzuru ile yapılan zikir, Allah’a kul olmanın esasını teÅŸ- , kil ettiÄŸinden, mal ve canı ile cihad edip zikirden mahrum olan kimsenin ibâdetinden daha faziletli olur. Bir de farz olan ibâdetler, nafile ibâdet­lerden daha üstündür.] (İbni Allan).

31- Ebu’derdâ’dan (Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre demiş­tir ki, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu;

"Melikiniz (Rabbınız) katında amellerinizin en hayırlı ve en verimli­sini, derecelerinizin en yükseğini,al tın ve gümüş harcayıp yedirmenizden size daha hayırlısını, düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurma­nızdan size daha hayırlısını bildireyim mi?" (Ashab);

Evet, dediler. Peygamber (s.a.v) buyurdu;

"Allah Tealâ’yı zikretmektir."[44]

32- İbni Mes’ûd (Radıyaliahu Anh) Hazretlerinden yapılan rivayetde demiÅŸtir ki, ResûlüUah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuÅŸtur;

"Götürüldüğüm İSRA (ve Mi’raç) gecesinde İbrahim Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile karşılaÅŸtım. Dedi ki; Ey Muhammedi Ümmetine selâm söy­le ve onlara haber ver ki, Cennetin toprağı hoÅŸtur, suyu tatlıdır, orası düz­lüktür, aÄŸaçları da;

Sübhânellâhi ve’1-hamdüffllâhi ve lâ ilahe illâllahu velîâhu ekber’- dir.

(Bu teşbihler sebebiyle Cennetin ağaçlarına ve nimetlerine kuvuşulur.)"[45]

33-Cabir’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiÄŸine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle byurmuÅŸtur.

"Kim;

Sübhânellâhi ve bihamdihî

(Allah’a hamd eder olduÄŸum halde O’nıı noksanlıklardan tenzih ede­rim) derse; onun için Cennette bir hurma aÄŸacı dikilir;’’[46]

34- Ebû Zerr (Radıyallahu Anh) Rasülüllah Sallallahu Aleyhi ve Sel-lem’e şöyle sorduÄŸunu rivayet ediyor;

- Ya Resûlallah! Allah’a en sevimli olan söz hangisidir? Buyurdular;

"Melekleri için Allah’ın seçmiÅŸ olduÄŸu ÅŸu sözlerdir;

Sübhâne rabbî ve bihamdihî, sübhâne rabbî ve bihamdihî. (Rabbim sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim, Rab-bim Sana hamd ederek Seni noksanlıklardan tenzih ederim."[47]

Åžimdi, kitabın asıl maksadına geçeceÄŸim ve zikirleri çoÄŸunlukla (gün­lük hayattaki) olay sırasına göre anlatacağım. Önce insanın uykusundan uyanması ile baÅŸlayacağım. Sonra uyanmasını takip eden zamandan gece uykusuna varıncaya kadar olanları sıralayacağım. Daha sonra da, gece uykudan uyanmalarla tekrar uykuya varma anlarındakileri beyan edece­ğim. Tevfik Allah’ dandır.

181. yusufusta - 2008-06-25 21:17:14
selamunaleyküm arkadaşlar Muhammed Hikmet tuzkaya hz şu anda hayattamı hayattaysa yerini bilen varsa lütfen yardımcı olsun

    Deftere Yaz   < Page 20 | Page 18 >

Bedava Misafir Defteri için tıklayın    

Remove all the advertisements
from this guestbook!

- LIMITED OFFER -




  Please report if this guestbook contains illegal or offensive content.